Gönderi

Bir Savaş Ne Kadar Güldürebilir?
Puan vermedi·136 syf.··
2026 3. kitabı
Yine harika bir roman, yine Jean Teulé… Yazar bu kez karşımıza İngiltere ve Fransa arasındaki Yüzyıl Savaşları’nın belki de en ilginç muharebesi olan Agincourt Savaşı ile çıkıyor. Ancak klasik bir savaş anlatımının dışına çıkarak yer yer bir fahişenin yerinde tespitlerine yer yer de komik unsurlara yer vererek yapıyor bunu. Eğer hiç gülerek bir savaş okumadıysanız bu kitabı okurken bu ilginç deneyime hazır olun derim. Yıl 1415. Harfleur’u alan İngiliz kralı V. Henry, Calais’e doğru ilerlemeye başlıyor. Ancak bu ilerleme sırasında hızlı hareket etmek istiyor ve pek mola vermeden hatta yemek gibi hayati ihtiyaçları bile yürürken gidererek ilerliyorlar. Bu ilerleyişte yedikleri istiridye mantarları ordunun hastalanmasına yol açınca işler zorlaşmaya başlıyor. Ordu korkunç bir dizanteri salgınına yakalanıyor ve birçok asker de bu nedenle hayatını kaybediyor. İngilizlerin bu durumunu haber alan Fransızlar ise bunu düşmanı ezmek için bir fırsat olarak görüyor ve soylular aracılığıyla gösterişli bir ordu topluyor. Agincourt ormanı civarına konuşlanıp düşmanı karşılamaya karar veriyorlar. Ancak seçilen konumun ne denli yanlış olduğunu bir tek onları eğlendirmesi için gelen fahişe Zambak Çiçeği fark ediyor. Ancak -sırf kadın olması nedeniyle- dediklerine kulak asmıyorlar. Tüm bu savaş hazırlıkları sürerken ise müthiş bir sağanak yağış sürüyor. Tabii bu yağış da işleri zorlaştıran başka bir unsur oluyor. Hazırlıklar bittikten sonra iki ordu savaş için karşı karşıya geliyor. Günlerdir süren sağanak yerini güneşe bırakıyor. Fransız ordusunda soylular en öne geçmek için birbirlerini sıkıştırıyorlar, çok uzun ve işlevsiz gördükleri mızrakları kesip kısaltıyorlar. Hepsi en gösterişli zırhlarını kuşanmış ama bu hantal kostümler başlarına bela olacak, haberleri yok. E tabii, İngiliz tarafı da pek iç açıcı değil. Fransızların on binlerce askerine karşılık bir avuç asker sağ kalabilmiş. Ancak sağ kalanlar da dizanteriden muzdarip. Affedersiniz ama tuvaletlerini tutamayacak durumdalar. Ayakta zor duruyorlar. Görünüşte bu savaşı Fransızların kazanması işten bile değil. Ancak kader henüz son sözünü söylemedi. Seçilen konumun darlığı, Fransız ordusunun birbirini sıkıştırması, yerlerin yağmurdan sonra çamur deryasına dönmesi ve daha bir sürü öngörülemeyen (!) durum dolayısıyla Fransızlar kendilerini savunamayacak hâle geliyorlar. Oysaki Zambak Çiçeği onları sayısız kere uyarmıştı. Buna karşılık -hasta olmalarına rağmen- müthiş bir stratejiyle İngiliz ordusu beklenmedik bir zafer kazanıyor. Sayısız Fransız soylu ölüyor ya da esir düşüyor. Esir düşenler içinde Fransız kralı VI. Charles’ın yeğeni de var. Peki, yeğeni esir düşerken Fransız kralı VI. Charles nerede? Sarayında. Çünkü kral akli dengesini kaybetmiş durumda. Kim olduğundan bihaber. Bu durum da kitapta oldukça komik anlatılmıştı. Bu beklenmedik sonuç Fransa açısından oldukça yıkıcıydı. Çünkü birçok soylu ve üst kademe asker hayatını kaybetmişti. Hatta bu yüzden birçok soylu aile tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş. Ayakta kalabilen sayılı soylu aileler de birbirleriyle savaşmayı seçmiş ve ülke bir iç karışıklığa sürüklenmiş. İngiltere ise bölgede her açıdan hak iddia etmeye ve söz sahibi olmaya başlamış. İşte böyle trajikomik bir olayı ele alıyor kitap. Gerçekten yer yer kahkaha attığım oldu. Fransızların askeri stratejiden yoksun, kibirden kör olmuş halleri her açıdan oldukça komikti. Yalnızca Zambak Çiçeği’nin görüşlerinin böylesine yok sayılması biraz sinir bozucuydu. Ama sonunda kimi dinlemeleri gerektiğini acı bir şekilde öğrenmiş oldular. Kitabın dili eğlenceli ve akıcıydı. Yazarın diğer kitaplarındaki tat bu kitapta da vardı. Güldüren, düşündüren, eleştiren dili yazarı vazgeçilmez kılıyor. Bunu başarabilen yazarları okumayı çok seviyorum. Ayrıca kitabı okurken keşke bitmese, daha uzun sürse diye düşündüm. Ancak pek de kalın bir kitap olmaması ve anlatımın sürükleyiciliği dolayısıyla bir çırpıda okuduğum bir kitap oldu. Ayrıca bu savaşı biraz araştırmak istedim ve karşıma V. Henry’nin kazık çakarak yaptığı savunma ile ilgili ilginç bir bilgi çıktı. Bu taktiğe “mızrak duvarı” deniyormuş. Okuduğuma göre V. Henry bu taktiği Niğbolu Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’e esir düşmüş bir dükün anılarını yazdığı kitaptan öğrenmiş. İşin ilginç tarafı ise bu dükün Agincourt Savaşı’nda Fransız ordusunda yer alıyor olması. Yine de bu taktiği kendi ordusuna anlatabilirdi diye düşünüyorum. Yakışmadı. Anlayacağınız oldukça keyifli bir kitap okudum. Böylece de Jean Teulé’nin Türkçeye çevrilmiş tüm kitaplarını okumuş oldum. Umarım daha çok kitabı dilimize çevrilir. Yazarı ve dilini çok özleyeceğim kesin. Tarihsel olayları bu kitap gibi hem güldüren hem düşündüren tarzda anlatan başka kitaplar varsa eğer önerebilir misiniz? Okumayı çok isterim.
1000Kitap
Sağanak AltındaJean Teule · Sel Yayıncılık · 2024380 okunma
·
28 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.