·1552 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Mart 2026 00:00 Neredeyse 1600 sayfalık bir romanın ardından konuşacak onca şey varken ben nereden başlayacağımı bilemiyorum çünkü bu, kelimelerinizi kifayetsiz bırakacak bir roman...
Öncelikle kitabı okumadan önce şöyle bir yorumlarına bakayım derseniz inanın bana hiç olumsuz bir yorumla karşılaşmayacak ve herkesin "çok akıcı" yorumlarının ardından koşarak, büyük bir merakla bu kitaba başlayacaksınız. Hiç klasik okumamış bir insanın ön yargılarını kıracak, klasikleri seven bir insanı da hayran bırakacak bir kitap. Sayfaların su gibi aktığı, adeta bir aksiyon filmi izliyormuşumcasına heyecanla, gerilimle okuduğum, her bir olayda şok olduğum, kimi sahnelerde gözyaşlarımın pıt pıt sayfalara düştüğü, yani her duyguyu çok yoğun bir şekilde yaşadığım bir kitaptı. İnanın ki bunu canı gönülden, rahatlıkla ve abartmadan söylüyorum.
Kitabımız; Pharaon adında bir geminin 2. kaptanı olan genç, yakışıklı ve yetenekli Edmond Dantes'in aylar süren deniz yolculuğundan dönmesiyle başlıyor. Dantes, yolculukta kaptanın öldüğü haberini veriyor ve geminin sahibi onun yeteneğine, dürüst kişiliğine ve başarısına güvenerek geminin kaptanlığını ona veriyor. Dantes bu güzel haberle birlikte evine, ardında onu bekleyen yaşlı babasının ve güzel nişanlısı Mercedes'in yanına dönüyor. Tam her şeyin güzelleştiğini düşünen, geldiği güzel mevkiiyle birlikte iyi para kazanıp babasına güzel bir hayat sunacak olan ve nihayet nişanlısıyla evlenecek olan Dantes, nikaha 15 dakika kala bir anda kendini jandarmanın kollarına buluyor ve bundan sonrası spoilera girecek olan olaylar silsilesine geçiş yapıyor.
Gönlüm ister ki burada her olay hakkında konuşup sizlerle kritik yapabileyim ama maalesef ki bu mümkün değil. Sadece şunları söyleyebilirim; Bu kadar temiz kalpli, insanlara iyi niyetle yaklaşan, kimseye zararı olmayan o güler yüzlü Edmond Dantes'in zaman içinde o içten gülümsemesinin bir maskeye dönüştüğünü, yüzüne soğuk ve sert bir ifadenin hakim oluşunu, içindeki umut dolu ışığın yerini alevli öfkelere bırakan bakışlara geçişine okumak aslında o kadar üzücüydü ki... Bu dönüşüm muhteşem işlenmişti. Tabii ilerleyen zamanlarda Dantes için üzülen yüreğim Monte Cristo Kontu için sevinmeye ve edindiği güçten, zekasından ötürü gurur duymaya başladı. Her bir intikamda içim ferahladı ve her birinin bunu hak ettiğini düşünüyorum çünkü bir laf vardır ya, bin kez dönsen o güne, bin kez ihanet edecekler sana diye, işte Danglars, Villefort ve Fernand o güne tekrar dönseler yine gözünü kırpmadan ihanet ederlerdi. Yaptıklarının bedelini ödemesine çok sevindim. Bu intikam planının 14 yıllık keder ve öfkenin yanında 10 yıllık sabırla, sükunetle, ilmek ilmek, bu kadar detaylı işlenmesine bayıldım... Kitabın sonunda Monte Cristo Kontu'nun mutlu olduğunu görüyoruz, zengin, sadık yardımcıları ve dostları olan, gülümseyen halini görüyoruz belki ama yine de bu mutluluk buruk hissettiriyor çünkü geçmişi biliyoruz, geçmiş hala orada. Aslında ne büyük bir kayıp; geleceğini, özgürlüğü, tek ailesi olan babasını ve tek aşkı Mercedes'i kaybetmesi... Mercedes demişken bu kitabı okumadan önce Ezel'in bu kitaptan uyarlandığını duymuştum ve bu yüzden Mercedes'in de Eyşan karakteri gibi sıkıntılı bir karakter olduğunu sanmıştım ama bu hikayede Dantes'ten sonra en masumu Mercedes gibi geldi bana ve onunla Dantes'in sahnelerinde o kadar ağladım ki, kaybedilen bir aşk, aslında iki taraf da bu aşkın mağduru ve geri dönüşü olmayan bir hikaye...Kalbimi parçaladı ve hep bir umut tekrar birlikte olurlar diye bekledim ama maalesef olmadı. Mercedes gerçekten çok asil, akıllı, iyi bir kadındı. Ömrü boyunca da Dantes'i düşünmüş, onun yasını tutmuştu ve sevgisi hep bakiydi aslında. Bu yüzden Dantes'in ona haksızlık ettiğini düşünüp yer yer sitem etsem de kitabın sonuna geldiğimde Dantes'i anladım. Kendisi Mercedes'in yerinde olsa onu bir ömür bekler, ya peşini bırakmaz ya da onunla birlikte ölürdü. Ama Mercedes bunun yerine evlenmeyi düşünmüştü, hem de kuzeniyle... Monte Cristo Kontu'nun sonunda Hayde'ye bu kadar bağlanma sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum. Hayde, Mercedes'in aksine ona sadık olmayı, o olmazsa ölmeyi tercih etmişti. Özgürlüğüne bile üstün gelmişte Kont'a olan sevgisi. Mercedes bu sadakatsizliğini de ömür boyu yalnız kalarak ödedi. Yani sonuç olarak herkes kendi yoluna yaptıklarının bedelini ödeyerek veya mükafatlandırılarak gitti.
Hala etkisindeyim, 2 haftada bitirdim ama elimde olsa bir oturuşta bitirirdim. Mutlaka bir daha okuyacağım bu kitabı ama ikinci kez okuduğumda aynı şaşkınlığım, merakım olmayacak diye üzülüyorum. Yine çok heyecanlanır, çok keyifle okurum ama ilkin tadı bambaşka... Hani derler ya hafızamı kaybetsem de tekrar okusam diye, işte o kitap bu kitap...
Okuyun, okutun; keyifli okumalar dilerim...