Kitabı sevip sevmediğim konusunda çok tereddütteyim, bazı yerler beni var olduğum andan koparıp aldı , bazı yerler ise o kadar yarım kaldı ki… roman içinde roman… yarım kalmış bir sürü konu, yazarın kafasında bir sürü çözülmesi gereken konu var ve birini çözmeden diğerine atlıyormuş gibi bir his uyandırdı bende. Kitabın sonlarına doğru çözülen bir olay var fakat sonrasında ne bir isyan, ne bir yüzleşme var. Pasif bir ana karakter var ve aşkını kaybetmek istemediği için hiçbir şeyle yüzleşmiyor, hiçbir şeyin üzerinde yeterince duramıyor. Bazı hatalar yapılıyor kimse farkında değil, araya yan karakterler giriyor işlevleri tam anlaşılır değil.
Ana karakter bir yazar ve yazdığı kitapta geçen kitabın adını da oluşturan “kehanet gecesi” vurgusu kitapla tam bağdaşamamış. Yazdıklarıyla gerçek hayatının kesişmesi fikri heyecan uyandırsa da yazma eylemini sonlandırıp hayatındaki aksiyonlarınçok hızlı bir şekilde sonuca varması bende ki heyecanı azalttı.
Yarım kalan her şeyi kafamda tamamlamaya çalışmaktan okuduğum kitaptan çıkıp yeni bir kitap hayal etmek zorunda kaldım. Belki de yazarın amacı buydu bilmek zor.