Bir dervişin başına dertler üst üste gelmiş. Dostları gitmiş, geceleri uykusu kaçmış. İçinden sürekli bir “âh” yükselirmiş. Önce bu hâline kızmış:
“Bunca ibadete rağmen niye kalbim böyle yanıyor?” demiş.
Bir gece dayanamayarak dergâhtaki şeyhine gitmiş. Gözleri dolu dolu:
“Efendim, gönlüm paramparça. Sürekli içimden bir âh çıkıyor. Bu hâlden kurtulmak istiyorum.”
Şeyhi gülümsemiş:
“O yanış sandığın şey, kalbinin Allah’a konuşmasıdır. İnsanlar yanındayken dil konuşur, yalnız kalınca kalp konuşur. Senin ‘âh’ın, Allah’a en yakın olduğun andır.”
Derviş o gün anlamış:
Onu inciten şey aslında uzaklık değil, yakınlıkmış.
Ondan sonra her iç çekişinde şunu hatırlamış:
Gönül yaralanırsa ilacı âhtır.
Kalbi mahzun olanın dostu Allah’tır.