·296 syf.····Okunma: 05 Mart 2026 15:37 Yaşamımız olan ağaçtan dallar çıkar. Gövdeden farklı yüksekliklerde ayrılan onca dalı düşünün. Dalların çoğu zaman farklı yönlere doğru giden başka dallara ayrılışını düşünün. Aynı daldan çıkan ince dalların uçlarını, hepsinin nasıl da ayrı yönlere doğru gittiğini düşünün. Yaşam da daha büyük bir ölçekte, aynı şeydir. (s.109)
Hayatımızın farklı noktalarında her zaman bir yol ayrımına düşeriz. İki yol… Belki daha fazlası. Ama hepsini seçemeyiz, hepsini aynı anda deneyimleyemeyiz. Yalnızca birini seçer ve o yolda ilerleriz. Seçemediklerimiz ise içimizde hep bir ukte olarak kalır. Ve o bitmeyen “acaba ve keşkeler silsilesi” peşimizi bırakmaz. Acaba onu seçseydim ne olurdu? Keşke zamanında öyle yapmasaydım. Ve en acısı: “Şimdiki aklım olsa” ile başlayan cümleler kurarız.
İşte benim de acaba ve keşkelerimde kaybolduğum bir anda karşıma çıkan kitap Gece Yarısı Kütüphanesi oldu. Okumaya başladığımda Nora Seed’e imrendim. Hatta içimden “Keşke ben de o kütüphanede olsam” diye geçirdim. Çünkü tam da istediğim şeydi: O yol ayrımına dönmek, farklı hayatları denemek ve tekrar başa dönebilmek… Ne kadar etkileyici ve büyüleyici değil mi? Okudukça anladım, değilmiş!
Nora Seed’in farklı hayatlarını okudukça farkına vardım: Aslında hiçbir hayat kusursuz değil. Her seçimin kendi pişmanlığı, her yolun kendi eksikliği var. Belki de mesele kusursuz olan hayatı bulmak değil; elimizdeki hayatı gerçekten yaşayabilmek. Çünkü yaşayamadığımız hayatların yasını tutarken, yaşamakta olduğumuz hayat sessizce elimizden kayıp gidiyor. Belki de yapmamız gereken tek şey: Geçmişin pişmanlıklarını bir rehber gibi görmek, keşkelerin gölgesinden çıkmak ve elimizdeki hayatı tüm farkındalığıyla, cesurca yaşamayı öğrenmektir.
Herkese keyifli okumalar diliyorum.