Genceli Nizami’nim ‘Behramname’ olarak da bilinen eseri. Sasani Hükümdarı Behram (Behram-ı Gûr) padişah olur ve yedi iklime sahip olur. Yedi iklimin yedi güzeline her biri farklı renkte saray yaptırır. Bu yedi güzel sırayla Behram’ı ağırlar ve bir hikaye anlatırlar. Her güzel sarayın rengine göre giyinir, kendi iklimine göre hikaye anlatır, hikayede o renge yer verir ve rengin faziletlerinden bahseder. Bazı hikayeler ibret alınacak kadar güzel ve kalbe dokunuyor. Okurken Behram kadar sizde merak ediyorsunuz. Behram günlerini böyle geçirirken ülkenin yönetimini ve adaletini baş vezirine bırakıyor. Fakat vezir oldukça şerli olduğu için fırsattan istifade tüm halkı yağmalıyor ve insanları hapsediyor, memleketten sürüyor derken Behram durumun farkına varıyor. Ne yapacağım ne edeceğim derken bir çobanla karşılaşıyor. Çobanın,
bir dişi kurtla anlaşıp koyunlarını verem köpeğine ceza olarak ağaca bağlaması, aç susuz bırakması ve kırbaçlaması Behram’a ders oluyor. Sarayına dönüp mazlumun hakkını verirken (Burada ‘Yedi Mazlum’un hikayesi başlıyor.) zalime cezasını veriyor. Daha sonra ava çıktığı zaman bir ceylanın peşine düşüyor ve bir mağaraya giriyor. Vezir vükela kırk gün mağarayı kazdıktan sonra gaipten Behram’ın olması gerektiği yerde olduğuna dair bir ses geliyor. Bunun üzerine Behram’ın Dürüsti’den olan oğlu Yezdecird tahta geçiyor ve diğer güzeller memleketlerine dönüyor, ah-u zâr ile hayatlarını geçiriyorlar.
Nizamî, Behram’a mitolojik, kozmolojik değerler yüklüyor. Yedi ülke padişahının yedi kızını da bu değerlerin gerekli unsurlarına dönüştürüyor. Yedi kadınla beraber olmak dünyanın en verimli yedi toprağına; onların erişilmez güzelliğine sahip olması ise yedi feleğe yükselmeyi simgeliyor.
Kitabın arka kapağında yazdığı gibi Heft Peyker, dünyayı yedi hikayede topluyor.
Ben çok beğenerek okudum, uzun olmasına rağmen asla hissetmiyorsunuz. sayfalar kendiliğinden akıp gidiyor sanki. Nizamî’nin üslup ustalığıyla beraber çeviri de oldukça başarılı.