Gönderi

10/10
·600 syf.··
2026 1. kitabı
Sadece spoiler / Kitabı okuyacaklar okumasın! Merhabalar insancıklar. Bugün bu kitaba yapılan yorumları ağır gördüğüm için yazmaya geldim. Biliyorum taciz ve tecavüz kesinlikle bir sınır çizgisi buna kızanları da çok iyi anlıyor ve kitabı bırakmalarına hak verebiliyorum. Fakat anlayamadığım tüm kurguyu okumadan bu kadar ağır bir eleştiri yapılması. Ben bu kitabın favori kitaplarım arasına gireceğini hiç düşünmemiştim okurken ve bu yorumları bilerek girmiştim bu kitaba. Kitabın konusu hoşuma gitmişti çünkü ve neyin buna sebep olacağını öğrenmek istedim.O yüzden Ediz karakterinin kendisi ile duygusal bağ kurmaktan uzakta sadece olanları izleyen bir izleyiciydim. Ediz karakterinin oldukça kusurlu ve bazı rahatsız edici davranışları olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunun örneklerini gördüğümüz oldukça popüler bazı kitaplarda var. Bu tabii ki de kitabı sütten çıkmış ak kaşık yapmıyor fakat bu kitapların ünlü olmasının sebepleri var. Diğer kitaplarda bunun sebebi nediri konuşamayacağım burada fakat Yabancı'da Ediz karakterinin iç çatışması tüm bu olanları anlamamızı sağlıyor. Babası tarafından annesinin katili tarafından büyütülen bir çocuk, babasını da kaybettiğinde kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığını anlayan o kişi; Ediz. Tahmin ettiğim ve edebileceğiniz üzere Ediz'in öfke problemi babasınının ona davranışları konusunda geliştirdiği bir savunma mekanizmasıydı ve bütün bu yıllar boyunca da bu öfke giderek şiddetlendi. Ta ki içten içe sevip hayran olduğu ve belki hatta ölmeden ki son dönemlerinde yine oğlunu suçlu bulsa bile ona kendi içini açarak onu anlamasını isteyen babası ölene kadar. Kendisinden başka hiçbir şeyi kalmayan Ediz sonunu intihar ile bitireceği bir intikam planı oluşturmak istedi.Gözünün döndüğünü ve hiçbir şeyi görmediğini Doğa'yla karşılaşana kadar biliyoruz. Doğadan önce öldürdüğü insan sayısı da 1 veya 2ydi sanırım. Yani tüm bunlar onun içinde yeniydi ve bu yüklerin altında ezileceğini bilerek bu planı yapmıştı. Çünkü sanırım yazarımızın anlattığı kadarıyla Ediz babası ölene kadar bu gördüğümüz kişi değildi. Belki soğuktu belki kabaydı ama eli birisini öldürmeye gitmemişti elde tutulabilir bir vicdanı vardı, hayatı ve kendini sevmese de hayatta tutunabileceği bir babası vardı. Doğa'yla karşılaşması sonrası zaten zincirlerin elinden birbir kayıp gittiğini fark ediyoruz. Öfkesi yumuşuyor, gözleri yumuşuyor; kalbi tekrar atmaya başlıyor. Kabullenmek zor çünkü çıktığı bu yol en değer verdiği en hayranlık duyduğu içindi her kötülüğü yapmayı göze almıştı, dünyanın en pisliği bile olsa babasının intikamı alacak ve yok olacaktı, biliyordu ki bu ağırlıkla yaşayamazdı. Bu yüzden kendisini sorguladığı bir dönemi izliyoruz. Dünyanın en pislik herifi mi olacaktı yoksa vaz mı geçecekti? Vazgeçemezdi... çoktan ellerini kana bulamıştı ve çok geç olduğunu düşünüyordu bir yanı. Bu yüzden Doğa'ya yaptığı kötülükleri de görüyoruz burada. Kendinden nefret ettiği gibi Doğa'nında ondan nefret etmesini istiyor ve bu yüzden yapacağı kötülükleri gözünü kırpmadan yapabileceğine inanıyordu. Ama Doğa ondan nefret edemedi çünkü daha önce hayatta birisi size sevgi şefkat göstermediyse ve birisi göstermeye başladıysa o kişiden vazgeçmek kendinizi bitirene kadar veya o kişi sizden gidene kadar devam ediyor. Doğa'nın hayatta tutunacak bir dalı yoktu, gideceği bir yol yoktu. Sadece ailesinin ve arkadaşlarının onu götürdüğü yolda kendi içindeki düşüncelere tutunarak onları kandırarak yaşamaya çalışıyordu. Hayatı bunu getirmişti, su akıp gittiği yolu bulacaktı nasıl olsa. İnanacak bir şeyi yoktu ama içten içe birilerine ya da bir şeylere inanmak, sevilmek istiyordu. Kitapta betimlemeler konusuna yorum yapan insanlar olmuş. Betimlemeler oldukça uzun anlamsız ve sıkıcı diye. Sıkıcı olduğu yerler olduğuna bende katılıyorum, anlamsız hissettirmesine de katıldığım noktalar var. Fakat kitabın girişindeki sahneyi düşünün, belki bir çağrışım yapmıyor fakat duygu oluşturmaya çalışıyor içinizde. Beyazların üstündeki bir siyahın o beyazı kirletmiş olduğu hissiyatı gibi. Bu duygu durumlarının bir anlamı yok. E bu kötü bir şey değil mi? Bence hayır değil çünkü zaten Doğa o anlamsızlığı ve kaybolmuşluğu yaşıyordu en başından beri. Bu bilerek yapılmış bir şey gibi geliyor bana yazar tarafından. Karakterin kaybolduğu yer bir çukur da olabilirdi evrendeki bir karadelikte. Doğa da bunu bilmiyordu ve sadece içine çekildiği hayatın onu ilerlettiği tiyatroyu oynamaya çalışıyordu. Farklı gidecek bir yolu yoktu ve o bunu göremese de bu yolun ona göre olmadığını anlamsız hissettirdiğini içten içe hissediyordu. O oraya ait değildi ve bunu nasıl açıklayacağını da bilemediğine eminim. Doğa'nın yaşadığı travmalar onda içi boş bir kalp bırakmıştı. Doğa yola gitmek için arabaya bindiği sırada gördüğü fotoğraf, Ediz'in içinde bir şeyleri değiştirebileceğine dair bir umuttu. Ailesini korumak için o adamı geri getirebilir onu durdurabilirdi içten içe buna inandığını kaldığını düşünüyorum.( Zaten Öznur Yıldırım 3. kitabın sonunda bunun bir metafor olduğunu ve ne olursa olsun ilk kendinizi seçmeniz gerektiğiyle alakalı bir yorum yapmıştı. ) İlk kendini yangına atışının ardından Ediz'in ona verdiği şefkati ve sevgiyi gördüğünde ona daha çok bağlandı. Gözlerinin gördüğü adamın altında gerçekten de o fotoğrafta gördüğü adam yatıyordu. O adamı sevmek istedi Doğa. Hem ailesini koruma şartı gereği hem de daha önceden kimsenin ona bu şekilde -iyi olduğu zamanlar- davranmaması buna sebep olmuştu. Ediz'in yanında hissettiği tuhaf bir aidiyat ve sevgi vardı. Ediz soğuk kalıplarını altında Doğa ile ilgileniyordu. Ediz'in tüm bu iğrenç olayların yanı sıra Doğa'nın saflığı temizliği ona iyi gelmişti ve ben burada Ediz'in çoktan ''Keşke başka bir şekilde karşılaşsaydık...'' diye düşünmeye başladığını düşünüyorum. Ediz bu yola girmekten Doğa'yı tanıdıkça vazgeçmek istemişti fakat girdiği yolda bazı dönülmeyecek sınırlara da çoktan ulaşmıştı. Bunun çelişkisi Doğa'ya da yansıyordu, bir yandan kötü davranıp onu öldürmesi gerektiğine inanıyor bir yandan ellerini bu kadar masum bir kız çocuğunun kanıyla dolduramıyordu. Eğer nefret ettirirse daha kolay vazgeçebilirdi, Doğa'ya taciz denemesinin sebebi de buydu. Fark ettiniz mi bilmiyorum fakat Ediz hayatında özür dileyecek bir tip değil. İlk kez bu andan sonra özür diliyor fakat pişmanlığının ya da üzüntüsünün bir işe yaramadığının farkında. Burada Ediz'in özür dilemesini yüceltmiyorum, burada anlatmak istediğim şey Doğa'yı öldürmesi gereken bir insan olarak yanında tutmasına rağmen içindeki vicdanı ve o eskiden olduğu iç sesini susturamaması. Ne olursa olsun Ediz'in içinde kötü olmak istemeyen ama buna zorunda kılınmış bir insan yatıyor. Bu yaptıklarını haklı çıkarmak için bir sebep değil lütfen kimse yanlış anlamasın. Benim burada anlatmaya çalıştığım şey; hisler, hissettirilenler. Yaptığı asla doğru değil ama zaten çıktığı yol bile doğru değil. Çoktan elini kana bulamış ve her şeyden vazgeçmiş bir vaziyette, en azından doğaya kadar. Doğa ise yine aynı şekilde Ediz'in ona bu şekilde hissettiren ilk insan olmasından dolayı ve ailesini koruması gerektiğinden dolayı bir şekilde kalmaya devam ediyor. Birisini ilk defa sevdiğinizde ve bunu onunda size hissettirdiğini gördüğünüzde o insandan vazgeçmek mümkün olmuyor maalesef. Ya siz parçalanana ya da o kişiler hayatınızdan çıkana kadar bu eziyet devam ediyor. Doğa muhtaçtı ve Ediz onun canını acıtsa da bu isteği gideren tuhaf bir güven veren evdi. Belki başka şartlar altında olsalar ilk bulacakları sevgi birbirlerinde bile değildi. İkiside sürekli farklı bir hayatta üniversitede çarpışıp denk gelmekten bahsediyorlar. Ediz özellikle bunu kendisiymiş gibi söylemiyor fakat 3. kitabın başında bir rewind yapılıyor Ediz'in gözünden, bunu Öznur Yıldırımın aradaki yılları kapatmak için yaptığını düşünüyorum ben kitapları arka arkaya okudum fakat 3. kitap çok daha sonradan çıkıyor, aslında ne kadar çok o kişinin kendisi olmak istediğinden bahsediyor. Ama belki de o kişinin asla o olamayacağını, Doğa'nın onu sevemeyeceğini de düşünüyor. Kitapta sürekli aynı yazıların getirip getirip önümüze sunulmasından bahsetmişsiniz. Bazı noktalarda eğer yeni bir şey anlatılmıyorsa bende atlayarak okudum açık konuşmak gerekirse fakat bunun Öznur Yıldırımın psikoloji okumasından dolayı, bilerek bu şekilde yazılmış bir teknik olduğunu düşünüyorum. İnsan kötü bir şeyler yaşadığında bunu zihninde döndürmeye devam eden bir varlık. Yaşadığı tüm pozitifliklere rağmen geçmiş hala orada ve en can yakıcı haliyle duruyor. Biz kitabı okurken sadece Doğa'nın gözünden değil onun zihninden de geçenleri okuyoruz. Doğa o kadar kötü bir durumdaki yaşadığı her şey ona o kadar acı geliyor ki sürekli kafasında tekrar ediyor ve bunlar hiç durmaksızın devam edip canını acıtıyor. Nefes alacak bir zamanı olmadı kitap boyunca. Bir katilin evinde kalmaya başladı, katil onu bilmediği bir yere bilmediği insanların arasına soktu, katil tarafından öldürüleceğinin haberini aldı kaçtı, tacize uğradı, vuruldu, Ediz onu küvette ölümün kollarına bıraktı, babası onu sattı abisi hapishaneye girdi.. O kadar çok şey yaşandı ki Doğa'nın intihar girişimi sırasında kendini durdurmasına bile şaşırdım. O kadar ağır ki hepsi, Gece'nin de dediği gibi Doğa tüm bunların yükünü kaldırmak için gelmiş sanki. Onun olaylara katlanma gücü inanılmaz. Ben onun yerinde olsaydım intihar noktasına geleceğim birden fazla nokta vardı fakat Doğa hep bir şekilde tutunmayı bildi. O da yine Ediz'di, en başından beri. Sürekli kafasında bu olaylar kafasında da devamlı olarak yaşanıyordu, asla durulmadı ve yazar Doğa'nın psikolojisinin ne kadar kötü olduğunu göstermek istedi bence.. O aklını kaybetmenin ince çizgisindeydi sürekli. 3. kitabın başında yapılan bir rewind'tan bahsetmiştim bundan bir önceki paragrafta. Orada Ediz'in düşünce ve kişilik yapısıyla alakalı o kadar çok şey öğreniyoruz ki. Ediz, dedesinin Doğa'yı bıraktığını tahmin etmesine rağmen geri dönülemeyecek o yola girdiğinin tekrar farkına varıyor. Doğa'ya zarar vermemek suretiyle, tekrar kendini -bilerek- kaybediyor. Fakat bu fevriliğin zararı yine Doğaya patlıyor.Ediz'in Doğa'yı küvetin içinde boğma sahnesi gibi, Ediz sürekli çelişki içerisinde. Kendisini o istediği yola asla baş koyarken göremiyor ve ilerleyemiyor. Ediz'in kendisiyle olan boğuşmasını Doğa'nın bir çocuğu olacakken de görebilirsiniz. Çocuk ortada yokken bu konuda rahatsız ve asla istemiyor. Ama Doğa'nın içinde kendisinin bir kızı olduğu düşüncesiyle karşı karşıya kaldığında içindeki o umut ışığını gizleyemiyor. O çocuğu istiyor fakat hayatı öyle bir noktada ki kendisi ile hayata devam edip edemeyeceğinden de emin değil. Ben eminim ki Ediz bazı noktalarda Doğa ile kaçıp gitmek istedi. Ama ellerini bu kadar kana buladıktan sonra hiçbir şey sona ermeden gitmek ona doğru gelmiyordu. En azından bu yola girmesinin bir anlamı olması gerekiyordu. Doğa onun acımasızlığını ve öfkesini çürüttü ama kana buladığı elini suya sokamazdı, temizlenmezdi Ediz bunu biliyordu. Doğa Ediz'in bu çelişkileri o sırasında o kadar zarar görüyordu ki kendisinden bunu beklemek bile başka bir yük, eziyetti. Kitabın sonlarına doğru Ediz'in bu yükleri daha fazla kaldıramadığına şahit oluyoruz... Doğa çocuğunu kaybediyor, kalbi duruyor. Ediz tüm bu olanları ilk defa dışarı yansıtıyor. Gözlerinden yaş ilk defa akıyor ve tamamen parçalandığı noktada burası oluyor. Sevdiği kadın, tek umudu; hayatında babasından sonra bulduğu tek ışık kendi ellerinde kendisi yüzünden yok oluyor. Ve intihar ediyor. Ölmüyor belki ama Doğa'nın gözünden okuduğumuzda ben o kadar saat ağladım ki buna. Ediz en başından beri gördüğümüz '' Güçlü,zeki, sarsılmaz'' bir karakter. Onun parçalandığını ve tek bir parçasının bile dünyaya eziyet olacağını bilerek kendini ölüme sürüklemesi o kadar acı ki. Tek umudu olan kadın onun yüzünden ölüyordu. Zaten vazgeçecekken hayatına giren ve umut olan bu kadın. Çocuğu da ölmüştü, o da bir umut parçasıydı her şeyin değişebileceğini gösteren... Doğa'nın ilk defa Ediz'in dedesi Kemal Çağıran'dan duyduğu sözü hatırlar mısınız? ''Seni gördükçe Nazlı Çağıran'ı hatırlıyorum''diye. Kemal Çağıran'ın Doğa'yı direkt olarak o şekilde gördüğünü ve Doğa'nında o andan sonra bunu tamamen içselleştirdiğini görüyoruz. Doğanın vücudu her alarm verdiğinde sürekli olarak Nazlı Çağıran'ı görüyor. Bilinci kapanırken, rüyada veya hayal gibi hissedebileceği her anda. Belki gerçekten Nazlı çağıran oğlunun iyi olduğunu görene kadar orada Doğa'ya yardımcı olmaya çalışıyordur veya Doğa gerçekten Nazlı çağıran'ı içselleştirdiği için aynı hayatı yaşama korkusu onda görmek istemediği sonu hatırlıyor ona sürekli. Mutlu sona ulaşıldığındaysa da Nazlı Çağıran ve Levent Çağıran son kez gülümseyip gidiyorlar.
Duygu ve Düşünce
Yabancı - VeylÖznur Yıldırım · Pegasus Yayınları · 20175,2bin okunma
·
123 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.