Gönderi

Sanat: İnsanın Varoluşa Katlanma Biçimi
10/10
·152 syf.··
2021 4. kitabı
·
96 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2021 00:00
Sanat bir süs değilse nedir? Nietzsche’ye göre cevap basit ama sarsıcıdır: Sanat, insanın varoluşa katlanabilme biçimidir. Nietzsche’nin Tragedyanın Doğuşu kitabı ilk bakışta Antik Yunan tiyatrosunun kökenlerini inceleyen bir çalışma gibi görünür. Oysa kitap, tragedyanın tarihinden çok daha büyük bir sorunun peşindedir: İnsan, acı ve kaosla dolu bir dünyada yaşamayı nasıl sürdürebilir? Nietzsche’ye göre Yunanlılar bu soruya benzersiz bir cevap vermiştir. Onlar hayatın trajik doğasını inkâr etmek yerine onu sanata dönüştürmeyi başarmışlardır. Yunan tragediası tam da bu yüzden doğmuştur. Çünkü tragedya, insanın dünyadaki acıyı ortadan kaldırma girişimi değil, onu estetik bir biçimde kabul etme cesaretidir. Bu noktada Nietzsche Yunan kültürünün iki temel gücünden söz eder: Apollon ve Dionysos. Apollon düzeni, ölçüyü, biçimi ve berraklığı temsil eder. İnsan zihninin dünyayı anlamlandırma ihtiyacıdır. Dionysos ise coşkudur, taşkınlıktır, müziktir; insanın bireysel sınırlarını aşarak yaşamın büyük akışıyla birleşme arzusudur. Tragedya bu iki gücün geriliminden doğar. Apollon görüntüyü kurar, Dionysos ise o görüntünün altında kaynayan varoluşun derin gücünü ortaya çıkarır. Bu nedenle tragedya yalnızca bir hikâye anlatmaz; insanın dünyayla kurduğu metafizik ilişkiyi sahneye taşır. Nietzsche’nin düşüncesinin psikolojik boyutu burada özellikle dikkat çekicidir. Ona göre insan zihni çıplak gerçekliğin ağırlığını taşıyamaz. Hayatın içinde ölüm, yıkım, kayıp ve anlamsızlık vardır. Eğer insan bunları doğrudan görmek zorunda kalsaydı yaşam dayanılmaz olurdu. İşte sanat burada devreye girer. Sanat gerçeği gizlemez; fakat ona katlanılabilir bir biçim verir. Bu yüzden Nietzsche şu radikal düşünceyi ileri sürer: “Varoluş ve dünya ancak estetik bir fenomen olarak haklı çıkarılmış görünür.” Yani hayatın anlamı ahlakta ya da akılda değil, estetik deneyimde ortaya çıkar. Fakat Nietzsche’ye göre bu büyük sanat bir noktada çökmüştür. Tragedyanın çöküşü yalnızca estetik bir değişim değildir; aynı zamanda kültürel bir dönüşümdür. Euripides ve özellikle Sokrates ile birlikte Yunan dünyasında yeni bir düşünce biçimi ortaya çıkar: her şeyin akılla açıklanabileceği düşüncesi. Bu düşünce tragedyanın ruhuyla çelişir. Çünkü tragedya sezgisel ve içgüdüseldir; Sokratesçi düşünce ise her şeyi rasyonel açıklamalara indirger. Nietzsche’ye göre tragedyanın ölümü tam da burada başlar. Sanatın yerini diyalektik, sezginin yerini akıl almaya başlar. Sosyolojik açıdan Nietzsche’nin tespiti son derece çarpıcıdır: Bir toplum mitlerini kaybettiğinde yalnızca sanatını değil, kültürel ruhunu da kaybeder. Mitoslar bir halkın kendisini evrende konumlandırma biçimidir. Onlar yalnızca hikâyeler değil, bir kültürün metafizik omurgasıdır. Bu yüzden tragedyanın çöküşü Nietzsche için yalnızca bir tiyatro türünün sonu değil, bir dünyanın kapanışıdır. Ancak Nietzsche burada yalnızca geçmişe bakmaz. Kitap aynı zamanda modern insanın ruhuna yöneltilmiş sert bir eleştiridir. Modern dünya bilgiyle doludur; fakat anlamdan yoksundur. Bilim dünyayı açıklayabilir, fakat ona katlanabilmemiz için gerekli olan estetik anlamı veremez. Nietzsche bu nedenle sanatı yalnızca bir estetik faaliyet olarak değil, yaşamı mümkün kılan bir güç olarak görür. Belki de tragedyanın bize hatırlattığı en önemli şey şudur: Hayatın trajik oluşu bir felaket değil, bir gerçektir. İnsan bu gerçeği ortadan kaldıramaz; fakat onu bir sanat eserine dönüştürebilir. Ve belki de insanın en büyük gücü tam burada saklıdır: Acıyı yok edemese bile, onu anlamlı bir biçime dönüştürebilmesinde.
Tragedyanın DoğuşuFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,165 okunma
·
83 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.