Gönderi

10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 09:25
Kitabı okumaya başladığımda, bir süre sonra sanki Alice Harikalar Diyarına düşmüş gibi hissettim. İbrahim de Alice de kendi gerçekliklerinin içinden düşüyorlardı; biri dış dünyaya, diğeri ise kendi içine… Alice dünyaya ait olan düzenin dışına savrulurken, İbrahim kendi varlığının derin ve sessiz boşluğuna doğru düşüyordu. İbrahim’in düşüşü daha ağır, daha içe dönük, daha yavaş ve daha acımasızdı sanki. İbrahim öyle çok düştü ki; kör oldu, yok oldu, dağıldı, yeniden doğdu. Evinden, sokağından, şehrinden, zamanından, hatta yaşadığı kültürden bile düştü.Sonunda başka bir varoluş biçimine ya da başka bir boyuta düştü. Bazen bedensiz bir bilinç, bazen zamansız bir ruh, bazen de sessiz bir evren parçası oldu… Ama kütüphaneye düşüşü, kelimelerin arasına sığınışı ve gerçekliğin kıyısında duruşu işin zirvesiydi. Bu roman muazzam bir varoluş sancısı taşıyor. Sanki kitap sadece anlatmıyor; aynı zamanda acıyor, içe doğru bükülüyor ve okuyucuyu da aynı sancının içine çekiyor. Okurken bazen huzurlu bir arayış hissi doğuyor, bazen de insanın içini yavaşça sıkıştıran o tanıdık yalnızlık duygusu sessizce yükseliyor. Beni en çok İbrahim ile Ebrunun o kulübede geçen sahnesi etkiledi. Bir tarafı güneşli denizlere, diğer tarafı karlı dağlara bakan ama aslında hiçbir yere tam ait olmayan o mekân… Sanki ikisi de o manzaraya ait değildi, sanki kulübe dünyanın içinde ama dünyanın dışında duran bir ara bölgeydi. Belki de Paltonun mağarasındaydılar. Ama Ebru’yla ayrılığından sonra İbrahim her kulübeye geri dönmeye çalıştığında hayatın yüzüne çarpması, geçmişin de geleceğin de insanı tam olarak koruyamaması gibi hissettirdi. Bazen cesur olmak gerekiyor zaman kaçmamışken. İbrahim Hayat Kapısını aramaya çıktığında her şeyi olan bir fakirdi Kalp kapısına vardığındaysa artık hiçbir şeyi olmayan bir zengindi. Kalp kapısına yürürken o, daha hayat kaygısına düşmemişken şiirler yazan ve aşk nedir bilen o İbrahim’i, kendisini, hatırlıyordu. Belki de arayış tamamlanmamıştı ama bir şey dinginleşmişti. Sanki yol bitmemişti ama yolculuk anlamını bulmuştu. Belki de romanın söylediği şey buydu: İnsan her zaman bulmak için değil, bazen sadece aramak için yaşar. Ve bazen, kalp kapısına varmak, bütün kayboluşların ortasında küçük ama gerçek bir tamamlanma hissi bırakır. Kitabı okuyan yorumculardan bazıları İbrahim’in bir şey bulmadığını ve arayışının sürdüğünü savunuyor ama İbrahim aradığını buldu bence. Aramayı buldu. İlk gençlik İbrahimi’ni hatırladı. Yazmaya yeniden döndü. İbrahim kendisini buldu. Onun, İbrahim’in, kendisini bulduğu yolu izlerken ben ne kadar yol geldim bilmiyorum. Çok susayacağınız, çok acıkacağınız, çok terleyeceğiniz, çok üşüyeceğiniz, çok yürüyeceğiniz, çok terleyeceğiniz ve çok çok çok zorlanacağınız olağanüstü bir yolculuk. Uzun zaman sonra okuduğum en iyi modern Türk kurgusu bu. Güray Süngü’nün kafasına sağlık.
İbrahim'in Kaybettiğini BulmasıdırGüray Süngü · Ketebe Yayınları · 2022733 okunma
·
119 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.