·56 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Mart 2026 00:00 Tutkusu A.yı beklemek olan anlatıcı(yazar); beklemenin nasıl takıntıya dönüşebileceğini gözler önüne seriyor. Yaşadığı bu süreç anlatıcıyı canlı hissettiriyor, tutku ona gençlik hissi ve heyacanını aşılıyor. Kitabın ismiyle özdeşmesi ender olan bir durumdur bana göre; bu kitap ismi gibi yalın bir tutkuyu anlatıyor. Kitabın tamamı bir sergi, bir müze gibi. Sanki duygulardan bağımsızlaşmış bir anlatıyla yüzleşiyor gibiyiz. Anlatıcı için A.'ya olan tutkusu anlamsızlığı anlamlı hale getirme süreci. Annie Ernaux her kitabında giriş ve finali adeta bomba atar gibi yapıyor.
Geçmişte yaşadığımız şeyler, sanki benliğimizin bir kopyasının yaşadığı gibi, bizden bağımsız birinin yaşadığı şeyler gibi. O kadar soyutlaşıyor ki anılar, adeta bizden bağımsızlaşıyor. Yazarın da kendinden bağımsız bir şekilde yaşamından kesitleri anlattığı kitaplarında bu durum söz konusu. 'Otososyo biyografik roman' kavramını bu eserinde de hissettiriyor.
Kitabın üst kurgusunun tamamı cinsellik üzerine kurgulansa da alt satırlarında, izleklerinde o kadar çok şey bulabileceğiniz bir eser. Kendinizden bağımsız /tarafsız/ bir şekilde okumak birçok şeyi görünür kılıyor.
Kitaptan alıntılanabilecek çok cümleler var, bunlardan birkaçını buraya bıraktım.
'Zamanı tüm bedenimle bir başka türlü ölçtüm.'
Bana, "Benimle ilgili kitap yazmayacaksın," demişti.
Ama ne onunla ne de kendimle ilgili bir kitap yazdım.
Ben sadece ...
Çocukken benim için lüks, kürk mantolar, uzun elbiseler ve deniz kıyısındaki villalardı. Daha sonra, bunun entelektüel bir yaşam sürmek olduğuna inandım. Şimdi bana öyle geliyor ki lüks aynı zamanda, bir erkeğe ya da bir kadına olan tutkuyu yaşayabilmektir.