Bir sene beklediğime değdi mi tartışılır
7/10
·400 syf.··
2026 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2026 23:26
(Spoiler içerir) İlk kitabını pek beğenemediğim serinin ikinci kitabını beğenmiş ve üçüncü kitabını çok daha fazla beğeneceğimi düşünmüştüm fakat öyle olmadı. İlk kitaptan daha çok beğendim kesinlikle fakat en sevdiğim kitabın ikinci kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kitapların serideki yerlerine bakacak olursa ilki gerçekten tam bir giriş kitabıydı, ikinci çok güzel bir devam kitabıydı fakat bu finalmiş gibi hissettirmedi bana hiçbir zaman. Damla'nın üçüncü kitapla ilgili çektiği videoda "Şuraya gideceğiz, buraya gideceğiz," demesi üzerine ben bu kitapta epey bir yolculuk okumayı bekledim. Aslında okuduk da fakat tam da benim istediğim gibi olmadı. Kitabın ilk üç yüz sayfası Veylinton'da geçiyor zaten, o sırada Kıraç Topraklar'a gidiyorlar ama ben Veylinton'dan çıkmışlar gibi hissedemedim orada da. Bu kitap daha çok Maça ve Bast'ın hikayesine yoğunlaşmıştı. Onlar da çok önemli karakterler oldukları için bunu anlayabiliyorum ama kitabın son elli sayfasına kadar yoğunluklu olarak onlar üzerinden ilerledi. İlk kitabın sonunda Eira, Marlo ve Zaina; Nos'u kaybettiler ve Eira bu kaybı kaldıramayıp onu kurtarmak için Aldin'e geri döndü. İkinci kitapta amaç zaten tamamen Nos'u geri getirmekti. Tabii bu amaca ulaşılamayınca bu kitapta Eira, Nos'u geri getirmek için farklı yollar bulmaya çalışır ve ipuçları arar diye düşünmüştüm. Gittikleri yerleri daha ayrıntılı okuruz, Bast ve Maça'nın hikayesi çözülürken Eira bir yandan Nos'u kurtarmak için bunları yapar sanmıştım. Ama biz üç yüz elli sayfa kadar Bast ve Maça'yı okuduk, son elli sayfada Bataklık bölgesine tekrardan gittik ve Eira bu sefer Nos'u kolayca kurtardı. Eira o üç yüz elli sayfa boyunca Nos'u kurtarmakla ilgili bir şeyler düşünmeye devam etseydi bana çok batmazdı bu fakat bir iki kere Nos'u kurtarmakla ilgili bir şeyler dedi, sonrasında sanki bir anda akıllarına gelmiş gibi gittiler Bataklık'a. Nos'un geri dönüşü de beklediğim etkiyi yaratmadı. Eira ağladı, hep birlikte sarıldılar. Bitti. Oldu bittiye geldi bence. Benim serinin sonuyla ilgili en merak ettiğim şey Eira'nın iki dünya arasında yapacağı seçimdi. Daha çok fey dünyasını tercih edeceğine ama insan dünyasını da bırakmayacağına emin olmuştum ben. Eira'nın bu konudaki hislerini, düşüncelerini ve son noktaya nasıl varacağını merak ediyordum. Bunun işleniş şeklini de hiç beğenemedim maalesef. Eira "ev" olarak hep Aldin'i, Marlo'yu, Zaina'yı, Nos'u, Çırpıkanatları düşünüyor ama Monteri, Gümüştepe, annesi ve kardeşi hiç aklına gelmiyor. Tamam, fey dünyasında çok fazla şey yaşadı, bir sürü arkadaş edindi, sevgilisi de var ama sen başta insandın kızım. Sen Monteri'de büyüdün, yirmi sene orada yaşadın, senin bir annen ve bir kardeşin var. Nasıl oluyor da bunları tamamen unutuyorsun? İki seneni geçirdiğin yer senin için ev oluveriyor da yirmi sene yaşadığın yer ve birlikte büyüdüğün insanlar nasıl aklına gelmiyor? Kitabın sonunda da fey dünyasında kalmaya devam ettiğini görüyoruz sadece, ee hani insan dünyasıyla ilgili hiçbir şey söylemeyecek misin? Ben Marmara bölgesinde doğdum ve dokuz sene orada yaşadım, akrabalarım da orada. Sonrasında Ege bölgesine taşındım, orada yaşadığım süre boyunca eski hayatıma pek özlem duymadım çünkü yaşım küçük olduğu için pek bir şey hatırlamıyordum. Ama beş senenin ardından Marmara'ya geri döndüğümde Ege'yi çok özledim. Arkadaşlarımı, öğretmenlerimi, sahillerini... Havasını bile. Üzerinden yakında üç sene geçmiş olacak ve şu anki hayatımı, evimi, arkadaşlarımı, sahip olduklarımı da çok seviyorum fakat Ege'yi hala çok özlüyorum. Haliyle Eira'nın yirmi senelik yaşamını neredeyse tamamen unutmuş olması, hiç bahsetmemesi bana saçma ve gerçek dışı geldi. İlk kitapta eski hayatından da bahseden, derinliğe sahip olabilecek bir karakterken bu kitapta tüm hayatını Aldin'de geçirmiş daha yüzeysel bir karakter olmuş sanki. Kai hikayeye dahil olduğunda heyecanlanmıştım çünkü görmeyi beklediğim bir karakter değildi ve neler yapacağını merak etmiştim ama biraz süs gibi durdu bence hikayede. Martes'in geri alınmasında ufaktan bir yararı dokundu ama onun dışında ne yaptı ki? Bir ara varlığını unuttum, hiç yoktu çünkü. En azından Marlo ile birkaç tane daha sahnesi olsaydı keşke, kardeşler arasındaki ilişkiyi okumayı seviyorum. Zaina ve Revon'un yüz yüze gelecekleri anı da merakla bekliyordum ama o da beklediğim etkiyi yaratmadı bende. Adama iki tane vurdu, sonrasını hep Eira halletti gene. Başta neden beklenti yükseltildi ki o zaman? İlk kitapta en çok Maça'yı sevmiştim, bu kitapta da başta öyleydi. Marlo ve Zaina'yı da çok seveceğimi düşünmüştüm ama pek bir şey hissedemedim onlara karşı gene. Maça'nın da o soğuk ve sert tarafını sevmiştim, bu kitapta o sıcak tarafını görmek garip geldi bana biraz. Serideki hiçbir karaktere karşı çok büyük duygular hissetmiyorum ama bu kitapla birlikte en sevdiklerim Bast ve Velia oldu. Marlo ve Maça arasındaki ilişkiyi de hala pek sevemediğimi söylemem gerek, geçmiyor bana hiçbir şekilde maalesef. Son olarak Damla'nın anlatım şeklinden bahsetmek istiyorum. Ben gerçekten de beğeniyorum, şu sıralar daha fazla Türk yazar okumaya ve anlatım dili güzel olanları tercih etmeye çalışıyorum, şu anda okumakta olduklarımın kalemlerini de beğeniyorum ancak aralarından en güzeli bence Damla'ya ait. Kendini de geliştirdiğini düşünüyorum. Bu kitabın anlatımı mı daha iyi yoksa ikinci kitabın mı pek karar veremesem de bu kitap en az diğer ikisi kadar güzel olmanın yanında ikisinden de daha akıcıydı. İkinci kitaptaki iç monologlar ve betimlemeler için beni rahatsız etmediklerini söylemiştim. Bu kitapta bırakın rahatsız etmeyi, direkt aktı gitti. Gözüme çok batan sadece tek bir şey oldu: "Rüzgar" kelimesinin kullanımı. Damla'nın bir şeyleri anlatırken rüzgardan yararlanmayı sevdiğini biliyorum, bunu kendisi söylemişti (Rüzgarlar Her Şeyi Götürür öyküsü^3^) fakat bence bu kitapta biraz fazla kullanmış. Yerinde yapıldığında bu tür şeyler çok güzel oluyor ve Damla da güzel yerlerde kullanıyor ancak sürekli sürekli olunca o büyülü yanını kaybediyor ve hatta rahatsız etmeye başlıyor, en azından benim için böyle oldu. Bunu da böyle buraya bırakmış olayım. Serinin en kısa sürede okuduğum kitabı oldu ve okurken şikayet ettiğim bu şeylerden pek rahatsızlık duymamıştım, bu yüzden yedi puan vermiştim ama böyle üzerine düşününce ilk kitaba verdiğim puanı bile verebilirmişim sanki. Yine de düşüreceğimi sanmıyorum. Her ne kadar ilk kitaptan çok daha fazla sevmiş olsam da biraz zayıf kalmış bence - özellikle de bir final kitabı için.
Gümüş Yürek 3D. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2025297 okunma
··
234 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.