·508 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Mart 2023 01:53 "Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete."
On sekiz yıl haksız yere hapishanede tutulan babasını kurtaran Lucie, kalbini bir Fransız asilzadesi olan Charles’a kaptırır ve onunla evlenir. Bu şirin ve derin duygu yüklü evliliğin üzerine; aristokrasinin zulmünden ötürü derin bir intikam dürtüsüyle kirlenmiş insanlık ve kanlı bir devrim, kabus gibi çöker.
Charles Darnay; geçmişteki aile suçları ve asilzade olmasından ötürü idama mahkum edilir. Çaresiz kalan Lucie ve Charles’ı kurtarmak ise Lucie’ye olan karşılıksız ve derin aşkı uğruna kendi hayatından vazgeçmeye kararlı olan alkolik avukat Sydney Carton’a düşer.
Darnay’e olan fiziksel benzerliğini kullanarak onunla yer değiştiren Carton, vicdanın yitmesinin sembolü olan giyotine asil bir huzurla gidecek kadar fedakar olabilecek midir?
İki Şehrin Hikâyesi, bir yandan Fransız Devrimi’nin gölgesinde yalnızca bir dönemi değil; insanın öfkesini, umudunu ve fedakârlığını anlatıyorken bir yandan da devrimin getirdiği aşırı şiddeti de eleştirir.
Eser ilk bölümlerde oldukça ağır ilerlese( oldukça sıkılmıştım) de kitabın ortalarına doğru hikâye çok daha akıcı hâle geliyor. Sabrederek okumaya devam edince gerçekten etkileyici bir roman olduğunu fark ediyorsunuz." İyi ki okumuşum" dediğim eserlerden biri oldu.