Gönderi

Puan vermedi·513 syf.··
2026 13. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2026 00:00
bu yoruma nereden başlayacağımı hiç bilmiyorum. kitabın ilk 100 sayfası okunaklı, durağan ama maalesef ki yazarlara dayatılan önceki kitabın hatırlatmasını yerleştir baskısının kurbanı olarak tekrarlı bir süreçti. başlarda bu beni rahatsız eden bir etken değildi fakat sayfa 200 ve sayfa 300 ve sayfa 400'ü vurduğumuzda hala daha gereksiz tekrarlar ve karakterlerin olduklarının iddia edildiği kişiliği kabullenmemiz için bize parmak gösterilen ifadeler varlığını korumaya devam edince kayış koptu. bu kitabın ana odağı bir turnuva fakat turnuvanın kitap içerisinde bize herhangi bir gerek karakter gerek olay açısından büyük bir katkısı olmadı. aslında yazarın yazdığı sahnelere baktığımızda niyetinin orada bize vermeye çalıştığı karakter odaklı bilgiler olduğunu çok açık görebiliyoruz fakat bu başarısız ve eksik bir durumdu. kitap 500 sayfa ve yalnızca son 50 sayfasında elle tutulur bir 'heyecan' var, onun harici kitabın ilk 100-200 sayfasında karakterlerin durumları ve yeni karakterlerle olan etkileşimler bir şey inşa ediyormuş gibi hissettirmişti fakat hiçbir şey inşa edemedi maalesef aksine çoğu karakterden soğumama sebep oldu. bir kitabın bana heyecan ve olay vaat etmesi tabii ki de gerekmiyor fakat eğer sen kitabı aksiyon dolu, büyülü, farklı londraların, muazzam tuhaflıkların olduğu harika bir evren ve benzeri diye pazarlarsan okuyucu bunu bekler kaldı ki ilk kitapta aksiyon dozu daha fazlaydı ve başımıza bir şeyler geliyordu, her ne kadar eksik olduğunu düşünsem de, bir olay örgüsü ve karakter tanıma süreci vardı. bir serinin 2. kitabında doğal olarak bunun devamını beklerim fakat bu kitap olaysız ve dünyanın içinde geçen herhangi bir hayat gibiydi. normal şartlarda böyle kitapları da severim. her kitabın aksiyon/olay içermesine gerek yok, tamamen yaratılan dünya içerisinde normal hayat akışındaki maceraları/yaşantıları okuyabiliriz ya da karakterlerin psikolojik durumlarının gelişimlerini, gerilemelerini veya bir türlü ilerleyememelerini okuyabiliriz. ama bu kitabın sıkıntısı olay olduğunu iddia edip hiçbir şekilde olay olmaması ve karakterlerin değiştiğini, geliştiğini iddia edip herhangi bir şey olmaması. mesela hala daha çok ucuz feminist cümleler vardı. diğer kızlar gibi olmamak havalı bir ifade değil, diğer kızlar elbiseleri severken onun bıçak sevmesi havalı bir ifade değil. bunun 30 kere gözümüze sokulması karakteri havalı yapmıyor. böyle bir kafa yapısı olabilir mi? evet. fakat bu kafa yapısını kitabın içinde bana sürekli anlatıp anlatıp durunca bu artık yazar bana ne yapmaya çalışıyor dedirten bir durum. bazı karakterler kitabın sonuna doğru unutuldu. bazı karakterlerin yaptığı eylemlerin herhangi bir sonucu olmadı. bazı karakterler bir şey yapıyor ve sonra bu olay sanki yokmuş gibi davranılıyor. çoğu şeyin üstünden çok hızlı geçiliyor, çoğu şey havada kalıyor, çoğu şey sadece yazarın bana söylemesinde kalıyor. o çok akıllı diyor fakat akıllı herhangi bir hareketini görmüyoruz. karakterler sevilesi olmak zorunda değil, karakterler aptal ya da salak olabilirler, asla gelişmeyebilirler muhakkak fakat onu öyle de yazmıyor. karakterin durumu bu iken yazar sanki karakter muazzammış, çok zekiymiş ve harika şeyler yapıyormuş gibi iddialarla onu betimliyor; sıkıntı burada başlıyor zaten. ilk kitap daha komik, daha samimi iken bu kitapta bazı diyaloglar hariç karakterlerin etkileşimlerini eksik ya da rahatsız edici veya tekrarlı buldum. turnuva çok sıkıcıydı. ilk kitaptan anladığımız şeyi ikinci kitabın sonunda hala daha herhangi bir şekilde bana sunmadı. hala gizemliymiş gibi aktarmaya devam ediyor. ilk kitapta merak ettiğimiz ve bu kitapta tekrarlanan bilgi hala herhangi bir şekilde açığa çıkmadı. kitabın en ilginç yanlarından biri, ilk kitabın sonundan ötürü ne olacağını anladığımız bir karakter hakkında ve çok kısa sahneleri vardı. en ilginç ve en katmanlı yazabildiği karakterini bu kadar kullanmaması üzücü açıkçası. çoğu karakter çok silik, çoğu karakter çok yüzeyseldi. özellikle kraliyet ailesi. hiçbir şekilde onları tanımıyoruz, aralarındaki ilişkiyi görmüyoruz. o kadar yüzeysel ki her şey... dört tane kondra var, bir sürü (!) tane karakter var ama dünya kırmızı londra ve iki üç karakterden ibaret. o birkaç tane karakter bile ilgi çekici bir şekilde kullanılamamış. kitaptaki favori karakterim hala Kell. yine bu kitabın başarısız aktarımı ve karakterleri üzerindeki eksik duruşu ve tekrarlara batışından dolayı Kell sinir bozucu idi, biliyorum. çok somurtuyor, başka hiçbir şey yapmıyor, herhangi bir şeye katkısı olmadığı gibi kendisi de hiçbir şey değiştirmek için hareket etmiyor. biliyorum. fakat bu kötü ve eksik yazım kitabın tamamında olduğu için karakteri arasından çıkartıp hissetmeye daha çok odaklandım, belki de ilk kitaptan beri duygusal manada bağ kurup daha çok anladığım birisi olduğundandır. çekip gitmemesi beni çok rahatsız etti, bunu niye yapamadığını anlasam da ve kitabın bunu verememesine çok sinirlensem de kitap boyunca karakterin fazlasıyla yalnız olduğunu hissedip üzüldüm. prens kesinlikle katlanamadığım birisi. ilk kitapta karakterlerin daha iyi aktarılmasından ötürü şu an Kell ve Lila'nın kötü hikâye dışında kalan kişiliklerini ayırt edebiliyorum belki ama Rhy ilk kitapta çok yoktu, haliyle onu fazla tanıyamadım ve silik birisi olarak kaldı. bunun üstünde bu kitapta gördüğüm sadece eksik anlatımdan ötürü beni sinir eden bir imaj mı yoksa zaten böyle ve kitap iyi de yazılmış olsaydı beni yine de sinir edecek miydi tam olarak ayrımına varamıyorum. kendisini fazlasıyla bencil buluyorum ki kendisi de diyor zaten bencil olduğunu. Lila havalı ve genel kadın tiplemelerine aykırı olarak yazılmak istenmiş, anlıyorum. olmamış. ilk kitapta güzeldi bu doz ama burada çok sinir bozucuydu. bu sinir bozuculuk 'bir erkekte görseydiniz hoşunuza gidecek özellikleri bir kadında gördüğünüzde rahatsız oluyorsunuz' sinir bozuculuğu değil tamam mı yazımın çok çiğ ve bayat olmasından kaynaklı bir sinir bozuculuk. hiç tanımadığı bir yerde ve bundan rahatsızlık duymuyor tamam, yeni bir maceraya çıkacağı için çok heyecanlı tamam, fakat gün sonunda bu karakter salak değilse ki ilk kitapta salak olmadığını düşünüyorum, bu kadar fevri ve düşüncesiz hareketler yapması rahatsız ediciydi. büyü meselesi ne ara gelişti, ilerledi de bu kadar iyi oldu? asla üstünde durulmamış şeyler. tamam biz anlıyoruz sebebini de karakterler anlamadığı ve kitapta bu hala gizem unsuru olarak kaldığı için NE BU SAÇMALIK?? Alucard. o kim? ha, ne? öyle biri mi var kitapta? bu yorumu ilk kitapla bunun harmanlanıp, ortaya daha iyi bir kitap çıkarılacağını düşündüğümü paylaşarak bitirmek istiyorum. eğer ilk kitaptaki olaylar bu kadar aceleye getirilmeseydi ve bu kitaptaki turnuva ile ilk kitaptaki meseleler karışsaydı ve zaman atlamaları kitaba yayılsaydı, karakter üzerinde daha uzun süre durulsaydı, iç içe geçmiş bir sürü olayın yavaş yavaş işlendiği ve her şeyin daha iyi aktarılıp bize tanıtıldığı, dünyada daha fazla vakit geçirdiğimiz ve büyü sistemini, diğer londraları daha iyi tanıdığımız muazzam bir seri ortaya çıkabilirdi. ve hatta böylece genç yetişkin olarak kaldığında bile sıkıntı olmazdı... bir de yetişkin halini düşünün... muazzam. bence yanlış kararlar, yanlış hikaye anlatıcılığı, yanlış kısaltmalar ve ayırıp bölmeler gibi şeylerden dolayı fazlasıyla basit, 2015 vari, bu kadar güzel bir evren ve fikir tasarlanıp kullanılamamasından ötürü üstüne düşünülmemiş, sığ karakterli bir roman ortaya çıkmış. bu beni çok üzülüyor. gerçekten potansiyeli olan bir fikir idi. schwab'ın betimlemeleri her zaman güzelmiş, şiirden geldiği belli ama bir kalem tek başına iyi bir kitap demek değil maalesef. bunu ergenliğine, 20'li yaşlarının gençliğine veriyorum çünkü 2020'den sonra çıkan kitaplarının çok iyi olduğunu biliyorum, kendini geliştirmiş.
A Gathering of ShadowsVictoria Schwab (V.E. Schwab) · Titan Books · 2016166 okunma
·
71 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.