Son zamanlarda okuduğum en akıcı kitap olduğunu söyleyebilirim. Rooney ve kitaplarındaki karakterlerin "situationshipleri", diyalogları, sizi oradaymış gibi hissettiren betimlemeleri ve Dublin. Yazarın eserlerinde bu kriterler olmazsa olmaz. Niye bilmiyorum ama Intermezzo ve Normal İnsanlar'a göre bu kitap bana kendini daha da sevdirdi. Belki de Eileen ve Alice'in iç dünyasına okuyucular olarak dahil olabilmemiz yüzündendir.
Alice ve Eileen üniversitede tanışmış iki yakın arkadaş. Hayat ikisine farklı yollar sunmuş lakin hala birbirlerini çok seviyorlar. Kitapta yer yer yaşanan olayları, yer yer bu iki arkadaşın birbirine yolladığı e-posta'ları okuyoruz.
Buradan sonrasını kitabı okumuş bir kişi olarak yazmak istiyorum. Kitabı henüz okumamış kişilere duyurulur.
Simon gibi seven bir erkeği romanların dışında bulmak çok zor. Hem sırdaş hem arkadaş hem aşık. Bunlar yetmiyormuş gibi akıllı ve yakışıklı. Eileen, Simon'la işleri yokuşa sürdükçe Eileen'a kızdım ama en azından mutlu bir sonları var. Eileen'ın da kendince sebepleri vardı tabii ama ikisinin de birbirini sevdiği bu kadar barizken "kaçıngan bağlanma" tavırları gereksiz uzadı bence.
Felix karakterini ASLA sevemedim. Alice'e sürekli "Bana aşıksın" naraları atması -şaka da olsa her şakanın altında bir gerçeklik yatar-, köpeğiyle konuşurken Alice'ı köpeğine benzetmesi ve "Ah, o da senin gibi, vazgeçemiyor benden" gibi bir cümle kurması, kibirli halleri fakat kibriyle bir o kadar tezat düşen aşağılık kompleksi kendisine oldukça negatif hisler beslememe sebep oldu. Alice'ın zor bir dönemden geçmiş olduğunu, hala da bu dönemin izlerinin kızın hayatında sürdüğünü bilmesine rağmen Alice'e karşı davranışları çok laubaliydi. Kendi oldukça "müstesna" bir insanmış gibi Eileen ve Simon, Alice'ı ziyarete geldiğinde onların üstüne gitmesi, Eileen'ın Alice'i umursamadığını iddia etmesi -bilip bilmeden- ona olan sinirimin artmasına sebep oldu. Canım Alice'im bence Felix'den çok daha iyisini hak ediyordu.
Bazı insanlar hayatımıza öz değerimizi unuttuğumuzda, o değeri kendimize hatırlatalım diye bizlere bir ders vermek için girer. Felix bence öyle bir karakter olarak yer almalıydı ve hikayenin sonunda Alice ile arkadaş kalmalıydı.
Bunların dışında, şunu da eklemek istiyorum, hepimiz biraz Alice, biraz Eileen'ız. Özellikle Eileen üzerinden anlatılan "otuzlu yaşların başı ve hayata geç kalmışlık hissi" ile kendimi oldukça özdeşleştirdim. Yirmili yaşların belirsizliğinde geleceğin umut dolu, coşkulu, heyecanlı görülmesi benim de çok özlediğim bir his. Bu hissi özlemekten ne zaman vazgeçerim, bilemiyorum.
Velhasıl, kendimden bir şeyler bulduğum, okurken keyif aldığım bir kitaptı. Rooney'in eline sağlık.