Jack London'ın eseri. Dil ve anlatım bakımından oldukça akıcı idi. Beyaz Diş esasen bir kurt olsa da yazar onun üzerinden insanı anlatmak istemiş. İnsan hayatının iniş çıkışlarını, heyecanlarını, zorlukları kahramanımız üzerinden aktarmış. Bu sebeple her okuyucunun kendini görebileceği bir eser diyebilirim bu kitap için.
"Beyaz Diş" doğuyor ve anne sevgisini görüyoruz. Avlanmak için çabalarken en ilkel dürtümüz olan "hayatta kal” mottosu vurgulanıyor. İnsanlar için kızak çekerken itaat etme dürtüsünü görüyoruz. Kısaca insana ayna tutan bu eseri özellikle küçük yaşlarda okumak çok faydalı olacaktır, ki hem 12 yaşımda hem de yıllar sonra bir kez daha okudum.
Karlı orman ve vahşi doğanın anlatıldığı kış bölümleri en sevdiğim kısımlar oldu.
Scott’un bir süreliğine Beyaz Diş’in yanına, kulübesine gidip gelmesi. O süre zarfında kurtun tüm güdülerini yoksayıp yaşamdan vazgeçmesi, yemeyip içmeyip sadece sahibinin gelmesini beklemesi. Gücünün giderek tükenme noktasında Scott’ın gelmesi ve hayatında hiç yapmadığı şey sahibinin kollarının arasına girmesi… kitabın bence en vurucu yeriydi.
Sevgi en önemli ihtiyaç. İnsan ve genel olarak tüm canlılar sevgisizlikten canavara dönüşebilir, ölebilir ve yine sevgiyle bir çok güzel şeye vesile olup, dönüşebilir. Bunu Jack London çok iyi anlatmış.