Puan vermedi·400 syf.··
2026 15. kitabı
Selamlar nasılsınız Bugün sizlere kalemini #Adile ile tanıdığım yazarımızın kitabı ile geldim. Kitabımız dönem kitabı. 1940’lı yıllarda geçen gerçek yaşamı anlatıyor. Bu sefer Yozgat ve Tokat’a yolculuk ediyoruz. Her sayfada, her satırda oranın gelenek göreneklerini, adetlerini okurken adeta orada yaşıyormuşum gibi hissettim. Gelelim konusuna… Elvan, yedi köye nam salmış Gara İraziye’nin torunu. Daha on beş yaşında. Evin en büyük kızı. Ardında yedi kız kardeşi var ki en küçüğü daha yeni doğmuş sayılır. Annesinin hiç erkek çocuğu olmamış. Bunun için çok zorluk yaşamış, hatta üstüne kaynanası kuma istemiş ama Elvan’ın babası hayır demiş. Ki eskiden hayır demek çok zor… O dönemlerde bir genç kızın ayakları tabureden yere değiyorsa evlenme yaşı gelmiş demektir. Bir gün çeşmeden su doldurup dönerken çocukların çizdiği sekseği görür ve kimse görmeden oynamaya başlar. Ama o oyun onun son oyunuydu… Akşam yemeği esnasında dedesi birden “Elvan’ı everdim.” der. Dedesi onu akrabasının torunu Durali’ye verir. Hem de köylerine uzak bir köye. Dede ata ne derse o itiraz etme hayır deme şansı yoktu. En kötüsü de Durali on altı yaşında ama ölen abisinin kimliğine geçtiği için iki yaş büyük görünüyordur ve asker celbi gelmiştir. O yıllarda gelin ile damat birbirini düğün günü görürler. Ama bizim gözü kara Durali bu adetleri biraz çiğner, askere gitmeden sözlüsünü görmek ister. Görür görmez vurulur. Ahh sen ne yere bakan yürek yakansın Durali ağzın iyi laf ediyor valla Diğer yandan Elvan’ın kız kardeşi Fatma gönlünü Tüfekçi Yusuf’a kaptırır. Bir gün onu görmeye giderken komşu oğlu yolunu keser. Sevdiğini söyler ama fatma itiraz ettiği esnada örüklerini keser. O zamanlar o örükler genç kız olmanın, evlenme çağının geldiğinin habercisidir. Aynı zamanda namustur. Bir anda Fatma’ya saldırır. Fatma’yı Yusuf kurtarır ve evine kadar getirir ama olanlar olur… Ahh Fatma neler yaşadı ya Yusuf “Sevdalıyım, alacağım Fatma’yı.” dese de çok zor. Çünkü onun anası ile Fatma’nın nenesi adeta düşman. Ama Yusuf sabah akşam kapılarından ayrılmaz. En sonunda ikna eder ve ikisi muradına erer. Bu satırları okumak daha bir güzeldi. O dönemlerde gelin alma, damat ile ilgili gelenekler, adetler ne kadar da güzelmiş dedirtti. Koskoca üç yıl gelip geçer, Durali askerden döner. Artık Elvan ile ikisinin düğünleri olacaktır. Her şey olur biter, düğün günü gelir. Düğün biter, her şey çok güzel olacak, “Muradımıza erdik.” diyecekleri vakit Durali’nin dedesi vefat eder. Bir anda her şey tepetaklak olur. Daha ilk günlerde Elvan’a “Uğursuzluk getirdin, uğursuzsun sen.” derler. Bu lafın üstüne Durali helal olsun nasıl da savundu sevdasını. Buraları okurken kendi annem ile babam aklıma geldi. Onlar da böyle bir şey yaşamış zamanında, babam annemi hep savunmuş. “Bu evden bir can gitti, sen de bir can vereceksin.” derler Elvan’a. Sürekli gebe kalıp kalmadığını sorarlar. Bakalım… Elvan gebe kalacak mı? Daha onları neler bekliyor? Hele o son sayfalarda artık ağlamaktan zor okudum. Yüreğim sıkıştı okurken. Ahh be Elvan kadersiz, çileli Elvan’ım… Kesinlikle bu eseri okuyun derim. Yüreğinize dokunacak bu eseri şiddetle tavsiye ediyorum. Yazarım, lütfen devamı hemen gelsin
1000Kitap
Elvan: Bozkırda Bir GelinSelma Ünlü · Ephesus Yayınları · 202619 okunma
·
50 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.