Şafak vurgunu
10/10
·560 syf.··
2026 17. kitabı
Selamlar Bugün sizlere kalemini zaten çok sevdiğim ama bu kitapla kalbimi resmen çalan yazarımın kitabıyla geldim. Bazı kitaplar vardır. Okursunuz güzeldir. Ama bazıları vardır ki içinize işler, kalbinize yerleşir. İşte bu kitap tam olarak öyleydi. Bunu gerçekten ancak okuyan anlar. Ve bence okumayan kalmamalı. Ve kitabı canım aşk adamım ecevit'in sevdiği sanatçının şarkısıyla paylaşmak istedim. Gelelim hikayemize. Işıl Atabey… Atabey ailesinin tek kızı. Babası genelkurmay başkanı. Saygın, güçlü, göz önünde bir aile. Küçüklüğünden beri kusursuz bir fanusun içinde büyütülmüş. Bir abisini şehit olmuş, diğer abisi asker. Acıyı da baskıyı da fazlasıyla tanıyor. Ama artık o fanusun içinde nefes alamıyor. Kendi hayatını yaşamak istiyor. Ailesini zor da olsa ikna edip, ismini değiştirerek Fransa’ya gidiyor. Ve orada kendini buluyor. Çünkü Işıl resme, çizime aşık bir kadın. Fırçası onun kalbi gibi. Renkler onun dili gibi. Uzun zamandır beklediği sergi günü gelir çok heyecanlıdır. Hayalleri gerçek olmak üzeredir. Yanında can yoldaşı Parla. Hep destekçisidir. Ama kader yine acımasız. Bir telefonla sergi alanına çağrılıyor ve tablolarını çalan hırsızlarla karşılaşıyor. Bir anda silah sesleri. Ve Işıl elinden, kolundan vuruluyor. Ankara’ya ailesinin yanına dönüyor. Uzun süre elini kullanamayacağını, fizik tedavi göreceğini öğreniyor. Dünyası başına yıkılıyor. Hayalleri, renkleri, umutları bir anda kararıyor. Çünkü eli onun herseyiydi. Ve babası kızını korumak için bir karar alıyor. Onu tanımadığı bir adamla anlaşmalı evlendirecek. Işıl ne kadar hayır dese de bu evlilik olacak. Çünkü Atabey ailesinde bazı kararlar sorgulanmaz. Gelelim bizim nam-ı diğer Yıkım’a. Ecevit Demirhan. Özel eğitimli binbaşı. Dağlar onun evi, sessizlik onun dili. Gülmeyi bilmez, az konuşur, serttir. Hatta odun, kaba, küfürbaz, goril. Ama o var ya aşk beeee… Komutanı ve aynı zamanda onu bu zamana kadar eğiten Alparslan Komutan’dan gelen acil telefonla Ankara’ya çağrılıyor. Koruma olacağını düşünürken bir anda koca olacağını öğreniyor. Bir yıl sürecek bir evlilik. Şart belli. Aşık olmak yok. Tabii kalbe söz geçmiyor. İlk karşılaşma tam kedi köpek. Daha ilk dakikada Ecevit’in kabalıkları başlıyor. Ama o sertliğin altında nasıl bir adam var Okudukça insanın içi eriyor. Herkes için Işıl olan kız, Ecevit için Işık ve Gün ışığıdır.Hatta dosya adını bile “Gün Işığı” koyuyor. O detayda bittim ben. Dini nikah sahnesi. Ah o sahne Mehir olarak köpek isteyen bir gelin Nutku tutulan bir Ecevit ve şaşkın bakışlar. Kahkaha attım resmen. Bir de Bedia Hanım var Ecevit’in annesi. Yaşadıkları, çektikleri. O kadının hikayesi ayrı bir roman olur. Diğer oğlunun akıbetini ben de çok merak ediyorum. Antep bölümleri favorimdi. Atabey prensesinin konak gelinine dönüşmesi. Hamamlar, kınalar, halaylar… Hem sıcacık hem eğlenceli sahnelerdi. Ama ne kadar kaçsalar da kalpleri hep birbirine koştu. Uzak durdukça daha çok yaklaştılar. Fransa’ya dosya araştırması için gittiklerinde ise her şey değişti. Orası onların miladıydı. Artık “sen” ve “ben” yoktu. “Biz” vardı. Diyalogları okurken gülmekten zorlandım. Hele Ecevit o sert adamın ince detayları. Ailesi için yaptıkları, içindeki yükler. Işıl gibi benim de kalbimi acıttı. Ve o son. Ecevit’in öğrendiği o isim.Fransa dönüşü çiftlik evinde Işıl’ın anne babasının konuşmalarını duyması. Öğrendiği gerçekle yıkılması. Kitabı kapatırken gerçekten “Ohaaa! Şaka mı bu?” dedim. Yazarcım… Ecevit’imin biricik anası devamını çok bekletmezsin değil mi? Vallahi kururum bak. Ben bu kitabı sadece okudum demem. Yaşadım, hissettim, güldüm, kalbim sıkıştı, bazen gözlerim doldu. Herkese diyorum ki gözünüz kapalı alın, aldırın, okutun. Sevaba girersiniz
1000Kitap
Şafak VurgunuŞevval Demirdöğer · Pukka Yayınlar · 2026145 okunma
·
72 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.