Gönderi

Madem cehennemliğiz, yağmurlu günde ölelim bari.
10/10
·472 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 10:40
Baobab ağacı-sığınmacı metaforu üzerinden kurgulanmış, konusu değişik ve bütünüyle ilginç bir gerilim romanı. Yazar kitabı , “Kırgıbayırlarının kırgıinsanlarına; sığınmacılara,” diyerek yerinden yurdundan edilmiş insanlara ithaf etmiş, sonra da "Madem cehennemliğiz, yağmurlu günde ölelim bari," demiş. Hikâye İstanbul’daki bir klinikte başlıyor, sıradan, bildik kliniklerden değil. Keza hem orada yaşananlar hem de insanlar, akıl almaz olayların ve şaşırtıcı karakterlerin gölgesinde şok edici açıklamalara muhtaç. O noktada baobab-sığınmacı metaforu gibi bir de minnet evreni-korku evreni metoforu ortaya çıkmış ve roman boyunca bu metaforların kullanıldığı acayip edebi metinler gerilimli bir kurgunun içine yedirilmiş. Gelelim kliniğe; sahibi Cihangir Kent’in bir sabah Marmara Denizi’nde cesedi bulunuyor. Geride dikkat çekici iki isim var, Cihangir’in sahip çıktığı ve klinikte görevlendirdiği Azgar adındaki genç Afgan sığınmacı bir de kliniğin hizmetlilerinden malın gözü, güvenilmez, kötülük timsali bir kadın olan Satenay. Azgar romanın esas kahramanı. Hafıza sorunları var, belleğindeki bölük pörçük anıların kaynağını bilmiyor, üstelik bu anılar dünyanın değişik ülkelerine yapılmış seyahatlerle ilgili ama Azgar’ın sığınmacı olması bu seyahatleri imkânsız kılıyor, o zaman birinin hafızası onunkine nakledilmiş olma seçeneği doğuyor. Bu gizemin tek açıklaması Cihangir'de ama o da artık bir ölü. Satenay’sa üzerinde örtülü bir güç taşıyor, her taşın altından çıkma potansiyeline sahip, kırk yaşlarında bir kadın. Azgar’ı hem cinsel yönden istismar ediyor hem de manipüle ederek emelleri doğrultusunda kullanıyor. Azgar ondan tiksiniyor ama bir türlü yörüngesinden çıkamıyor. Belleğindeki tuhaflığı Cihangir dışında onun da bildiğinden şüpheleniyor fakat kadın tam bir madrabaz ve oyuncu, koklatıp göstermeyenlerden. Cihangir’in ölümünden bir hafta sonra kliniğe Jayen Bekri adında yeni bir yönetici atanıyor, çok güzel bir kadın olan Jayen, klinikle ilgili sırların bir kısmının Azgar’ın sorunlu belleğinde olduğunu seziyor ve ona özel ilgi gösteriyor. Azgar’sa, Jayen’e âşık oluyor. İkisi, kliniğin sırlarının peşinde önce Cape Town, ardından Madagaskar’a uzanan bir yolculuğa çıkmak zorunda kalıyorlar. Kitabın başlangıcındaki kabataslak çerçeve bu olsa da ilerleyen sayfalarda kan dondurucu detaylar var. Mesela klinik aslında küresel bir organizasyonun emrinde ve sığınmacılar gizlice kısırlaştırılıyor. Ayrıca sığınmacı istismarı bununla kalmıyor ve bazen de devreye organ mafyası giriyor. Azgar’ın Cape Town’daki bir adada insan tacirlerinin elinden kurtardığı dört zenci çocuğun hikâyesi yürekleri paralayacak kadar acıklı ve isyan ettiriciydi. Yine Cape Town’da, Masa Dağı’ndan uçuruma atılan organ kaçakçılığı işine karışmış Tevfik Koral adlı doktorun infazına şahit olan Azgar’ın, “Geberdi,” deyişi okuyanın yüreğini soğuttu. Klinik sahibi Cihangir’in beklenmedik ölümüyle terapi odasında cihazlara bağlı vaziyette mahsur kalan Veo isimli genç bir erkeğin ölmek üzereyken Azgar tarafından kurtarılması da olayların gidişatını değiştirdi. Veo, romanın en gizemli karakterlerinden biri, nitekim sonunda onunla ilgili büyük bir sır açığa çıkacak. Roman gerilim ve bilinmezlik içinde sürüklenirken Azgar ve Jayen aşkı başlıyor ve çok ilginç bir biçimde ilerliyor. İkisininki imkânsız bir aşk; biri orta yaşlarda, yüksek statüde bir kadın, diğeri kliniğin işleyişinde hangi suçlara bulaştığını bile hatırlayamayan bellek sorunlu genç bir sığınmacı. Çatışmaları, şüpheleri, güvensizlikleri, ama bunun yanında birbirlerinden kopamamaları etraflarını sarmış onca kötülüğün içinde duygusal rüzgârlar estiriyor. Yani onca gerilimin içinde sarsıcı bir de aşk hikayesi var. Sonlara doğru Madagaskar maceraları ise ürküten bir yolculuk ve gerçeklerin açığa çıkacağı son durak olmuş. Kliniğin hizmetlisi Satenay’ın aslında Madagaskar asıllı bir büyücü olduğu ve onun tuzağına düştüklerini, klinikte dönen bütün illegal işlerin onun eseri olduğunu burada anlıyorlar. Çünkü Satenay onlardan önce Madagaskar’a gelmiş ve ikisini tuzağa düşürmüştür. Jayen bir kulübede hapis, Azgar’sa bir baobab ağacının oyulmuş gövdesinde bir cesetle beraber tutsaktır. Azgar yedi gün boyunca çürüyen bir cesetle beraber açlığa, susuzluğa, kokuya dayanıp, aklını kaçırmadan ağzı kapatılmış o karanlık kovuktan sağ salim çıkmaya çalışacağı bir ritüele kurban edilmiştir. Zaten beni en çok etkileyen bölümlerden biri de burası oldu; Azgar açlıktan cesedin çürüyen etini yiyecek derecede şuurunu kaybettiğinde, kovuğa bir delikten girerek dışarıdan yiyecek taşıyan sincabın, kitabın en başındaki giriş kısmında, belki de o anda önemsemediğimiz sincap olması hikâyeye bir anda ayrı bir anlam katıp yüceleştiriyor ve hayranlık uyandırıyor. Hiç mi eleştirecek bir şey yok derseniz, göreceli ama var; yazarın aşırıya kaçan betimlemeleri. Edebi bakımdan bundan hoşlananlar olsa da benim için bazen heyecan ve merak içinde konuya kapılmışken tam o arada devreye giren bir çevre betimlemesi yahut bir nesnenin metaforik anlatımı heyecanı bölüp can sıkıcı olabiliyor, bunu diğer eserlerinde de görmüştüm. Yazarla bir festivalde yaptığımız söyleşide o betimlemeleri yapmazsa okurun sahneyi gözünde canlandırmasının zorlaşacağını, ilaveten konuya eşlik eden seyahatlerin ve dolayısıyla anlattığı coğrafyaların hakkını veremeyeceğini söylüyordu. Bu fikre katılanlar olabilir, yine de betimlemelerin edebi değerini arttırdığı da ayrı bir gerçek. Belki de aksiyonu çok eserlerde edebi detayların biraz ayak bağı olma sorunudur bu, tam emin olamadım. Özetle, Ölümcül Baobab bir gerilim romanı ama aynı zamanda bir seyahat, bir aşk, bir ruhsal arayış ve kötülükle iyiliğin ölümüne savaştığı bir felsefe romanı da. Okurunu bulur bulmaz bilemem ama bence Türkçe yazılmış değerli eserlerden biri olarak yerini alacak. Ayrıca altı çizilecek ve üzerinde düşünülecek çok cümle var, onu da belirteyim.
Ölümcül BaobabMehmet Mollaosmanoğlu · The Kitap Yayınları · 202612 okunma
·
3 +1'leme
·
72,4bin Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.