Bazen bir kitabı okurken hikâyeden çok insanın zihniyle karşı karşıya kalırsınız. Güzel Çirkin tam olarak böyle bir kitap oldu benim için.
Bir kayboluşla başlıyor her şey. Ortada bir kadın yok, ama geride kalan sorular gittikçe çoğalıyor. Sayfalar ilerledikçe şunu fark ediyorsunuz: Bu hikâyede gerçek sandığınız birçok şey aslında sandığınız kadar net değil. İnsan sevdiği birini gerçekten ne kadar tanıyabilir? Aynı hayatı paylaşmak, aynı anıları biriktirmek birini gerçekten tanımaya yeter mi?
Kitap boyunca sürekli bir şüphe duygusu eşlik ediyor. Tam “artık ne olduğunu anladım” dediğim yerde hikâye yön değiştirdi. Bu da okuma deneyimini oldukça sürükleyici hale getirdi. Özellikle psikolojik gerilim sevenler için, insanın zihniyle oynayan bir tarafı var.
Bazen bir insanın kaybolması sadece fiziksel bir kayboluş değildir. Bazen asıl kaybolan şey, geride kalan kişinin gerçeklik duygusudur.
Son sayfayı kapattığımda aklımda şu soru kaldı:
Birini gerçekten tanıyor muyuz, yoksa sadece bize gösterilen kısmını mı biliyoruz?
Psikolojik gerilim sevenlere tavsiye edebileceğim, merak duygusunu son sayfaya kadar canlı tutan bir roman.