“Edebiyat, başkalarının görüşlerini mantığı aşan derecelerde umursayan erkeklerin enkazlarıyla dolu.”
Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda
Açıklamak gerekirse çözümlemeye oldukça yatkın bir kitap diyebilirim. Hayalini kuracağınız bir kitaptan çok, hem toplumsal hem felsefi hem de psikoloji yönünden toplum kimliği üzerinde yoğunlaşmanız gerekir. Fikir dünyanızı çok meşgul edecek, her seferinde yeni şeyler katacaktır.
Toplum ne iki cinsiyetin yüceliğinden ne de ayaklar altına alınmasından söz ediyor. Woolf, bize bu konuda tebessüm ettirecek kadar güzel düşünceler verdi. Kitap, kadınların neden tıpkı Shakespeare gibi bir bilgin çıkarmadığı üzerinde tartışmamızı sağlıyor.
Kadının neden bir tiyatro oyununda yer almadığını, neden kitapları gizleyerek okuması gerektiğini, kimlik sorunu yüzünden kadınlara dayatılan ev işlerinin neden zorunlu kılındığını sorguluyoruz. Neden, diye sorarak defalarca kez düşünmemizi sağlıyor Woolf.
“Bir yılda kadınlar hakkında kaç kitap yazıldığına dair fikriniz var mı? Bu kitapların kaçının erkekler tarafından yazıldığına dair bir fikriniz var mı?”
Yazar, fikirlerini sorduktan hemen sonra yorumunu ekliyor. İlk başta bir nehir kenarında yürüyüşe çıkıyor gibi hissediyor, devamında birçok incelemeye açılan kapılara girip çıkıyorsunuz.
En sevdiğim kısım, Shakespeare’nin hayalî kardeşinin hikâyesiydi. Kadınların zorunlu evliliklerini, neler yaşadıklarını ve hayatı boyunca desteklenmemiş olmanın hüznünü bizlerle paylaştı.
Gerisini okuyarak siz tamamlayın. Benim maceram bu şekildeydi. Ancak unutmadan söylemeliyim ki birçok kişiyi zorlayabilecek bir eser.
Keyifli okumalar dilerim.