Mete’nin Tuhaf Hikâyesi, daha ilk sayfalardan sizi öyle bir yakalıyor ki elinizden bırakamıyorsunuz. Kitap aslında hepimize o malum soruyu sorduruyor: "Bir sabah uyansan ve kendini pat diye çocukluğunda bulsan ne yapardın?"
Hikaye tam olarak bu fikir üzerinden yürüyor ama sadece bir fantezi dünyası sunmakla kalmıyor; okuru geçmişle bugün arasında çok duygusal bir köprü kurmaya zorluyor. Mete’nin başından geçen o garip olayları okurken; eski mahalle kültürünün sıcaklığını, aile bağlarının o saf halini ve çocukluk anılarının burnumuzda tüten kokusunu sanki yeniden yaşıyorsunuz.
Açıkçası ben okurken sürekli kendi çocukluğuma gittim; sokakta oynadığımız oyunları, o zamanki dertlerimizin ne kadar küçük ama aslında ne kadar değerli olduğunu düşündüm. Kitap bize "keşke çocuk olsaydım" dedirtirken, bir yandan da bugünün kıymetini bilmemiz gerektiğini çok ince bir şekilde hatırlatıyor.
Eğer sadece bir macera değil de, şöyle içten, nostaljik ve insanı kendi geçmişiyle barıştıran bir şeyler okumak istiyorsanız, bu kitaba mutlaka bir şans verin derim. Resmen kalbinize dokunan bir hatırlayış gibi...