Hugo’nun bu kitabını bitirdiğinizde boğazınızda o meşhur düğüm kalıyor, kaçışınız yok. Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, sadece bir suçlunun infaza gidişini değil, o korkunç geri sayımın her saniyesini sizin iliklerinize kadar hissettiriyor. Adamın ismini bilmiyoruz, ne suç işlediğini bilmiyoruz; ama hücresindeki o rutubet kokusunu, dışarıdaki kalabalığın uğultusunu ve giyotinin o soğuk gölgesini resmen yanımızda hissediyoruz.
Okurken bazen "acaba ne yapmıştı?" diye sormak istiyorsunuz ama Hugo sizi hemen durdurup şunu fısıldıyor: "Ne yapmış olursa olsun, bir insanın yaşam umudunu saat saat elinden almak ne kadar adil?" Kitap, adaleti ve ölümü öyle bir yerden sorgulatıyor ki, kendinizi o daracık hücrede volta atarken buluyorsunuz. İncecik bir kitap ama içindeki o varoluşsal sancı, bitirdikten sonra bile günlerce peşinizi bırakmıyor. İnsanın içindeki merhameti ve sistemin acımasızlığını bu kadar çıplak bir şekilde yüzümüze vuran başka çok az eser vardır.