Gönderi

Sancıların Sarsıntısında Varoluş Yolculuğu!
8/10
·200 syf.··
2026 10. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 22:18
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) Kendinde kendisi için, varoluşundaki değişim gidişatını gözlemleyip değerlendirmek umuduyla günlük tutmaya başlayan Antoine, sık sık bulantı nöbetleri ile yüzleşir. Tuttuğu taştan, silüetini yansıtan aynadan, temel ihtiyaçlardan, sanattan vb tiksinir. Kimi zaman rutinleriyle kendine güven çemberi çizsede yalnızlığının doruk noktasındaki kahramanımız, diğerlerinin düşüncesinde seçebilecekleri olasılıkları tahmin edemediği için ürker. Kendinde kendisi savaşını anlatırken, güneşin aydınlığının gidişinde -belki de her şeyi net gösterdiği için- ,gecenin karanlığında gizlenir. Kendi gibi olabileceği anları iple çeker. O anlarda kendi gibi olmaya can atar. Yer yer aynalarla yüzleşmek zorundalığı, bulantısını katmerler. Gördüğü gerçek, takınılan maskelerden biridir. Özünü henüz bulamadığı, anlam yükleyemediği o maddesel gerçek tiksinçtir. Herkes gibi düşünmek, dayatılanlara boyun eğip sorgusuz sualsiz kabul etmek yanılgısında iki yıllık mücadele verir. An gelir varoluş ile öz arası çatışmasında, anıların güvensizliği ile geçmişi bitmiş, yarının orada olup olamayacağının belirsizliğinde, şu anın farkına varır. Toplum algısında bireylerin yaşantısını görür. Aralarında eğrelti otu hissiyle sosyal bir olayın can çekişine tanık olur. Bir eve, eşyaya, anılara sahip olmak istememeyi özgürlük sanan görüşünün, bir tercih olduğunu sorgular. Bulantılar yaşar. Pişmanlık olmamak için 'Acı çekmemeliyim.' sözleriyle kendini teselli eder. Varoluşunun anlamını Rolleban'ın hayatını yazma avuntusundaki kahramanımızın bulantılarından kaçışı ise okumaktır. Varolmanın verdiği tiksinti ile varoluşa yolculuğu sırasında fark ettiği ise ölürken yalnız olmamaktadır. Hala içinde küçük bir yaşama isteği vardır ama korkar, cesaret edemez, bulantılar yeniden gün yüzüne çıkar. Bulantı ortasında, her çağın kendine has güzellik algısı dayatmasının, kişinin zevkiyle örtüşmemesi, kişinin bir eksikliği midir sorusunu okurun kucağına bırakır. Yanına da varoluşunun farkında olmayan insanın kendi kendini aldatmasında, varolmanın anlamsızlığını serpiştirir. Kitabın sonlarına doğru farkındalığı 'Ben varolunan yerde saçma dursada, kendi varoluşunda değildir.'e ulaşır. Hayata anlam verenin kişinin kendisi olacağını, bunu yaparken bütün sınırlamalara, kalıplara karşıtlığıyla, bütünün uyumunu sağlayan uyumsuzluklara da kaşıt bir duruş sergiler. Ayrıca kahramanımız, birşey bitsin diye başlar, ölünce anlam kazanır fikrini, ölmeden önce özünü bulup diğerleri için birşey yapabilmiş olmanın kıymetini bir doktor karakter üzerinden belirtir. Bir diğer karakter Autodidacte üzerinden ise çağına yapayalnız olan birinin, kendi gibi düşünmüş biri bulabilme umuduyla kitaplara gömüldüğünden bahseder. Ayrıca selamlaşmaktan dinlemeye kadar norm dışı olan ve 6 yıldır görüşmediği sevgilisi Anny'nin varoluş yolculuğuna da değinir. Çakış taşı ile başlayan ve 2 yıl süren bulantı çıkarımı ise varoluş açıklanamaz, olumsaldır. Olumsaldır çünkü olmak ve olmamağın aynı anda olabilme ya da olamama ihtimalinin olmasıdır. İşin özü, sen kendi performansının tasarımısında, yaşanılan iç sıkıntılarının yazılarla bulanıklaşmasına ya da berraklaşmasına dair sancılı bir okuma serüveni.
1000Kitap
BulantıJean-Paul Sartre · Kutup Yıldızı Yayınları · 201128bin okunma
·
34 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.