·64 syf.····Okunma: 11 Mart 2026 01:11 Selamlar. Nasılsınız? Ben uzun zamandır bir öykü kitabı okumak istiyordum. Arıyor ama çokta kafama göre bir kitap bulamıyordum. Sevgili Sibel bu çağrımı duymuş gibi ilaç niyetine kitabıyla çıktı ortaya. İyiki de geldi. Bugün kitabıyla ve gönderdiği kahveyle evimizde eşlikçimdi. Bilirsiniz öyküler hani şu her seferinde farklı evlere konuk olduğumuz eşsiz lezzetlerdir. Tabii ku bu tamamen benim düşüncem. Lakin öyle değilmi? Sayfalarca ve hatta belki kitaplarca anlatılacak hikayeleri 4-5 sayfada anlatıyorsunuz. Bu 4-5 sayfa sizi öyle çok derinden yakalıyor ki unutulmaz oluyor. Bu kitapta da kah kadın, kah mücevher kah yokuş olduk. Ancak ana temamız hep kadındı. Bakınız bu dikkat çekiciydi. Malum tüm coğrafyalarda maalesef ki en çok yorulan her zaman kadınlar olur. Ayrıca kadın kadına çoğu zaman yurt olmaz. Düşman olur. Canını alır. Yuvasını yıkar.
Gerçi erkek milleti pekte düşkündür bizlere. Bizsiz yaşayamaz ancak bizi de kalplerinde yeterince taşıyamazlar. Geldi yine benim erkekler kapatılsın damarım! Tüm hikayeleri severek okudum. Ancak kitabımıza ismini veren 'Yokuştaki Ev' ve 'Sırça Parıltı' hikayeleri nedense beni çok etkiledi. Yokuştaki ev görünmeyen bir kadınımızı anlatırken, Sırça parıltı hayatının uzun bir süresini guzel bir kadının boynunda geçirmiş bir mücevheri anlatıyordu. Dilim dönse neler anlatacağım nelerde. Bu aralar kelimelerimin bana yetmediğini düşündüğüm dönemlerdeyim. Hani aylarca konuşsam, su vermek yerine dinliyormuş gibi yapmaya devam ederler. Son olarak kitapla alakalı şunu söyleyebilirim ki sevdim. Belki dostumuz, hikayelerinden birini kitap yaparda doyasıya okuruz. Kim bilir?