Puan vermedi·208 syf.····Okunma: 08 Şubat 2026 00:00 Az önce Ahmet Turan Alkan’ın Altıncı Şehir’ini kapattım ve açıkçası şu an oturduğum semte, yürüdüğüm beton kaldırımlara biraz yabancılaşmış hissediyorum. Kitabı okumadım da sanki yazarın koluna girip Sivas’ın o tozlu ama mağrur sokaklarında uzun bir ikindi yürüyüşüne çıktım.
İşte bu yolculuktan heybemde kalanlar:
Sadece Sivas Değil, Bizim Hikayemiz: Kitap Sivas’ı anlatıyor evet, ama aslında kaybettiğimiz o "inceliği" anlatıyor. Yazarın o muazzam üslubuyla birleşince, hiç gitmediğiniz mahallelerin bakkalını, hiç tanımadığınız o "güzel delileri" özlerken buluyorsunuz kendinizi.
Betona Karşı Bir Başkaldırı: Alkan, modern mimarinin ruhsuzluğunu öyle bir eleştiriyor ki; "Gökdelenlerin gölgesinde nasıl bu kadar küçüldük?" diye sormadan edemiyorsunuz. Şehirlerin sadece taş yığınları değil, birer hafıza mekanı olduğunu hatırlatıyor.
Hüzünle Karışık Bir Tebessüm: Bazı sayfalar var ki, o eski komşulukları anlatırken insanın boğazı düğümleniyor. Ama tam o sırada araya giren o ince zeka ürünü nükte, yüzünüzde bir tebessüm açtırıyor. Tam bir "eski İstanbul beyefendisi" edasıyla ama Anadolu’nun bağrından konuşuyor.
Neden Okumalısın?
Eğer şehirlerin de bir ruhu olduğuna inanıyorsan ya da "Nereye gidiyor bu dünya?" diye iç geçiriyorsan, bu kitap sana çok iyi gelecek. Ahmet Turan Alkan bize bir rehberlik yapmıyor; bize bir ayna tutuyor. O aynada gördüğümüz ise betonun altına gömdüğümüz kendi çocukluğumuz ve kimliğimiz.
"Şehirler, içinde yaşayanların rüyalarıyla inşa edilir." der gibi bir havası var kitabın. Benim rüyam biraz grileşmişti, Altıncı Şehir onu yeniden renklendirdi.