Kore edebiyatıyla ilk tanışmam bu kitap sayesinde oldu. K-Drama konusunda birçok deneyimim olmuştu; yine de karakterleri oturtmak tahmin ettiğimden zor geldi. İsimler, ilişkiler, kimin kiminle arkadaş, kimin kiminle akraba olduğunu falan hepsini kafama yerleştirene kadar epey zaman geçti. Bu yüzden okurken dizinin ilk birkaç bölümünü de izledim; bir nevi rehber olarak kullandım. Dizi için de şunu diyebilirim ki yapım, kitaba son derece sadık kalmış.
İsteksizce başladım yalan yok. İlk sayfalarda hiçbir şey içime sinmiyordu, neden bu kitabı açtım diye kendime kızdım. Hatta 1 puan bile vermeyi düşündüm. Ama bitirince ise geç başladığıma yandım.
Kitap kısaca şunu anlatıyor: İki başkarakter, iki ayrı hayat; zengin oğlan, fakir kız. Bir yanda fiziksel görünümüyle erkeklere benzeyen ve toplum tarafından da öyle kabul gören kızımızın bu kimlikle verdiği içsel savaşlar ve gündelik hayatı anlatıldı , öte yanda zengin erkeğimizin aile şirketi başına geçmemek için babaannesinin teklifi olan kahve dükkanı Coffee Prince'i büyütmeye çalışmasını ele alıyor, gerisi klişe zaten.
Klişe demişken...
Bir K-Drama'nın barındırabileceği her klişeyi bulabilirsiniz bu kitapta. Ve bunu söylerken abartmıyorum. Evlatlık meselesi var, şirket varisi var, patron-çalışan aşkı var... Yoldan birini çevirip senarist veya yazar yapsaydık, büyük ihtimalle aynı hikâyeyi yazardı. Ama şunu da söylemek lazım klişe olduğunu bile bile okutmaya devam etmişse, o kadar da kötü değildir, ki zaten okurken aşırı bağlandım.
Kore güzellik standartlarının dayatması ise okurken aldığım tek not oldu. Erkekler için 173 cm'nin "kısanın da kısası" sayılması ve adem elması övgüsünün sürekli gündeme gelmesi rahatsız edici geldi. Yarası olan gocunur derler.
Sonuç olarak: İsteksizce açılan ama biteceği için gözlerimi