Film, Deborah Levy’nin 2016’da Booker Prize kısa listesine giren aynı adlı romanından uyarlandı.
Sıcak Süt, bir anne-kız ilişkisinin görünmeyen yükünü anlatıyor. Sofia, yürüyemediğini söyleyen annesi Rose ile birlikte İspanya’ya gelir. Ama film ilerledikçe anlarız ki mesele bir hastalık değil, bir tür görünmez bağdır. Rose’un bedeni hareket edemez, Sofia’nın hayatı ise ilerleyemez.
Deniz sahneleri, güneşin altında ağır ağır akan zaman ve sürekli karşımıza çıkan denizanaları… Hepsi tek bir duyguyu hatırlatır: özgürlük bazen yakıcıdır.
Sofia’nın Ingrid ile karşılaşması bu yüzden önemlidir. İlk kez kendi hayatının mümkün olabileceğini görür. Ama özgürlük çoğu zaman bir kopuş ister.
Belki kadın gerçekten yürüyemiyordur.
Belki de yıllardır yürüyebildiği halde kızının hayatını tutuyordur.
Ama film şu soruyu sorar:
Bir insan kendi hayatını yaşamak için ne kadar ileri gidebilir? Bazen özgürlük, geride bıraktığın kişiyle ölçülür.