Mihail Bulgakov'un eseri olan Usta ve Margarita benim için ayrı bir yere sahip. Liseden beri fantastik kitaplara yoğunlaşmış biri olarak bana yeni kapılar aralamıştı.
Aradan geçen uzun bir aradan sonra kitabın başına tekrar oturduğumda beklemediğim şey, kitabın bana bu sefer farklı bir yol çizeceğiydi. Önceki okuyuşuma göre kitapta olan bitenleri az çok hatırladığımdan ötürü ikinci okuyuşumda olaylar bana daha anlamlı geldi ve detaylarıyla beni hayran bırakmayı başardı. İçerisinde bulunan kara mizahı olsun, okuduğunuz zaman yeri geldiğinde kitabı hatta kendinizi sorgulamanıza neden olması olsun, bu kitap okuduğum zaman beni tekrar etkisi altına aldı. Ne olduğunu anlamadan kitabın yarısına geldiğimde tekrardan bu esere hayran kalmıştım.
Beni en çok içine çeken diğer bir kısım ise karakterlerin kişilikleri ve topluma yapılan eleştirilerdi. Bir kitapta en çok dikkat ettiğim şey, kitapta geçen karakterlerin sadece bir yazı parçası olarak mı karşımızda olduğu yoksa nefes alan, kalbi olan varlıklar gibi mi hissettirdiğidir. Açıkça söylemeliyim ki Usta ve Margarita bunu çok güzel başarmış. Her şey bir örümcek ağı gibi birbirine bağlı ve ustaca yerleştirilmiş ufak detaylarla kendinizi kitabın içerisinde görmemeniz içten bile değil.
Kitabın yazım süreci de oldukça ilgimi çeken konulardan bir tanesiydi. Kitabı bitirdikten sonra araştırdığım kadarıyla eser 1928’de yazılmaya başlanıyor. Yazarımız Mihail Bulgakov yazılarını parça parça farklı yerlere yazıyor. Yetmezmiş gibi gün yüzüne çıkma ihtimaline karşı yazıları ya kendisi ya da etrafındakiler tarafından yok ediliyor. Bunu okuduğumda kitabın olay örgüsünde eksik gördüğüm yerlerin neden eksik olduğunu daha iyi anlayabildim. Kitabı yayımlayan kişi ise eşi Elena Sergeyevna. Parça parça olan yazıları toplayıp bir araya getirerek eserin günümüze ulaşmasını sağlayan kişi odur. Yani aslında iki yazarımız olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.
Kitabın içeriğinden bahsedecek olursak:
Roman hem benim hem de birçok okurun gözünde iki farklı parçaya ayrılır. Bunlardan ilk parça, 1930’ların Moskova’sında bir şeytanın (Woland) gelişi ile başlar. Fazla spoiler vermeden anlatmam gerekirse bu bölüm daha çok karakterleri, olayın geçtiği zamanı ve olay örgüsünü tanıtır. Yazarın bu kısımda serpiştirdiği doğaüstü olarak adlandırabileceğimiz unsurlar oldukça azdır. Bu yüzden okurda bıraktığı etki az ama yerinde diyebilirim. Benim gözümde yazarın en çok üzerine düştüğü kısım burasıdır. Karakterlerin derinliği, kara mizahı ve olayların akışı ustaca düşünülüp tasarlanmış.
İkinci kısım ise benim gözümde olayların daha eksik ve hızlı geçildiği bir bölüm oldu. İlk bölüme göre doğaüstü olayların daha çok karşımıza çıktığını görüyoruz. Hatta bazı yerlerde sanki yazar sıkıştığı noktaları doğaüstü olaylarla kapatmaya çalışıyormuş gibi bir his uyandırıyor. Buna rağmen ikinci bölüme kesinlikle kötü yazılmış diyemem. Bana göre doğaüstü kullanım zaman zaman abartılı olsa bile yaşanan olayların hepsi hâlâ birbirine bağlı ve güzel bir şekilde işlenmiş.
Oldukça fazla fantastik kitap okumuş biri olarak günümüzde birçok yazarın doğaüstü olayları nasıl işlediği hakkında az çok fikrim var. Usta ve Margarita kitabında bu olayların gerçekleşme biçimi okuduğum çoğu fantastik kitaptan tamamen farklı ilerliyor. İki kere okumama rağmen hâlâ çözemediğim gizemlerin olması, araştırmama rağmen kesin sonuçlara ulaşamadığım bazı olayların bulunması dikkat çekici. Yeri geldiğinde karakterlerin yaşadığı absürt olayları okudukça yazarın hayal gücüne şaşmamak elde değil. Örnek vermek gerekirse Woland’ın tiyatrodaki şovu bende oldukça güçlü bir iz bırakmıştı.
Tabii bu kadar fantastik öğeden bahsettim diye kitabın tamamen fantastik unsurlar barındırdığını söylemek de yanlış olur. Bu da beni değinmek istediğim ikinci konuya getiriyor: kitapta yapılan eleştiriler ve göndermeler.
Kitap'ın yazılmasının üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen kitabı okuduğumda günümüzde yaşanan olaylara bile eleştiri bulmak zor değil. Bunu derken şunu kastediyorum: Sokakta yürürken önümüzden lüks bir araba geçtiğinde içindeki insanın ne işle meşgul olduğunu, nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu, iyi mi yoksa kötü biri mi olduğunu merak ederiz. Ya da politikadaki bazı insanların nasıl o konuma geldiğini, onları bizden ayıran şeylerin neler olduğunu sorgularız. Bulgakov bu konuları o dönemin Sovyet yönetimi üzerinden yaptığı eleştirilerle bir ölçüde cevaplıyor.
Kitabı okuduktan sonra zihninize yayılan Bulgakov’un düşünceleriyle ister istemez şu soruyu düşünüyorsunuz: “Gerçek şeytan aramızda mı?” Yazar, devletin gerçekliği ne kadar kolay bükebileceğini, yeri geldiğinde bir olayın ne kadar kolay unutulabileceğini ya da bir olaya işaret eden okların yönünün nasıl değiştirilebileceğini kara mizah yoluyla okuyucuya oldukça etkili bir şekilde yansıtıyor. Kitabı okurken birçok yerde dürüstlüğü, iyiliği, kötülüğü ve ahlakı sorgulamadan duramadım.
Son Yorumum
Bende zamanında büyük bir etki yaratmış ve kendine güzel bir yer edinmiş Usta ve Margarita, içindeki doğaüstü olaylar, altta yatan felsefe ve Usta ile Margarita’nın aşkı sayesinde günümüzdeki insanlara ve olaylara hâlâ dokunabilen bir eser. Yazılmasının üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen etkisini kaybetmemiş. Her ne kadar ikinci bölüme tam anlamıyla ısınamamış olsam da karakterlerin derinliği ve olayların ustaca kurgulanmış olması kitabı tekrar okumak isteyeceğim eserlerden biri hâline getirdi.
Usta ve Margarita
Usta ve MargaritaMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,2bin okunma