Puan vermedi·352 syf.··Beğendi
· Bazen bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda sanki zihninizde küçük bir fırtına dönmeye devam eder. İşte bu kitap tam olarak öyle bir deneyimdi. Başlarda oldukça farklı bir yöne gideceğini düşündüğüm hikâye, ilerledikçe beni tamamen hazırlıksız yakaladı. O kadar çok duygu, o kadar çok soru birikti ki… Ama sonunda tüm o karmaşa beklenmedik bir noktada düğümlendi ve parçalar sanki ustaca yerleştirilmiş bir yapboz gibi yerine oturdu. Uzun zamandır okuduğum en ilginç ve akılda kalıcı hikâyelerden biriydi. Kitap, eşini trajik bir kazada kaybettikten sonra hayata tutunmakta zorlanan Kayla’nın yasla örülü yalnız dünyasına kapı aralıyor. Günler birbirinin aynısı gibi geçerken, evin sessizliği ve yapılması gereken işler Kayla’nın omuzlarında ağır bir yük haline geliyor. Tam da bu sırada hayatına beklenmedik bir şey giriyor: hiç tanımadığı gizemli bir adamdan, Dante’den gelen mektuplar. Üstelik bu mektuplar hapishaneden geliyor ve Kayla, onların nasıl ulaştığını ya da ne zaman geldiğini bir türlü çözemiyor. Zamanla bu mektuplaşma, Kayla için yalnızlıktan kaçabildiği tuhaf ama güçlü bir sığınak haline geliyor. Fakat eski ev de sanki kendi sırlarını saklıyormuş gibi sorunlar çıkarmaya başlıyor. Tamirat için çağırdığı Aiden ile arasında yavaş yavaş bir yakınlaşma doğarken, evdeki garip olaylar da giderek artıyor. Ve Dante’nin mektupları gelmeye devam ediyor… Gerçek ile yanılsama, yalnızlık ile umut, geçmiş ile bugün arasında ince bir çizgide yürüyen bu hikâye; okuru sürekli “Aslında burada neler oluyor?” sorusunun peşinden sürüklüyor. Son sayfaya geldiğinizde ise zihninizde tek bir düşünce kalır gerçekten insanın aklını ters yüz etmeyi başarabiliyor.