Carlo M. Cipolla’nın İnsan Aptallığının Temel Yasaları adlı eseri, kapağını kapattığınız an zihninizde alaycı bir gülümseme ile derin bir ürpertiyi aynı anda bırakan o nadir metinlerden biri. Kitap, ilk bakışta "Allegro Ma Non Troppo" (Neşeli ama çok değil) alt başlığıyla bizi muzip bir entelektüel oyuna davet ediyor gibi görünse de, aslında insanlık tarihinin en yıkıcı ve en az fark edilen gücünü—aptallığı—bir laboratuvar titizliğiyle masaya yatırıyor. Atmosfer, ortaçağın biber kokulu pazar yerlerinden modern üniversite kürsülerine kadar uzanan geniş bir zaman çizelgesinde, insan eylemlerinin absürt ama sistemli doğasını yansıtıyor.
Metnin görünmeyen katmanlarında Cipolla, aptallığı bir "biyogenetik komplo" olarak tanımlayarak aslında hepimizin içten içe bildiği ama dile getirmekten çekindiği o karanlık gerçeği fısıldıyor: Aptallık sınıfsal, kültürel veya ideolojik bir mesele değildir; o, Doğa Ana’nın her gruba eşit oranda bahşettiği değişmez bir "altın oran"dır. Kitapta çizilen grafiklerdeki o meşhur "S" alanı, evrenin en büyük kara deliğini temsil ediyor. Cipolla’nın dehası, haydutluğu bile bir "mantık" çerçevesine oturtmasında gizli; bir haydut sizi zarara uğratırken kendine bir fayda sağlar, bu bir servet transferidir ve toplumun toplam refahını değiştirmez. Ancak aptal kişi, hiçbir kazancı olmadan başkasına zarar vererek evrensel entropiyi artıran yegane varlıktır. Bu noktada yazarın o sarsıcı tespiti yankılanıyor: "Akıllı kişi akıllı olduğunu bilir. Haydut, bir haydut olduğunun farkındadır. Saf kişi, acı verici bir şekilde kendi saflık duygusuyla doludur. Tüm bu karakterlerin aksine, aptal kişi aptal olduğunu bilmez". Bu "öz bilinç" yoksunluğu, aptalı en kusursuz ve öngörülemez bir yıkım makinesine dönüştürüyor.
Kitabın en can alıcı kırılma noktası, bireysel aptallığın makro düzeye, yani iktidar alanına taşındığı bölümlerde ortaya çıkıyor. Bir üniversite hademesinden bir Nobel ödülü sahibine kadar her yerde aynı oranda bulunan bu güç, özellikle otorite sahiplerinin ellerinde toplumsal bir felakete dönüşüyor. Cipolla bizi şu aforizmayla sarsıyor: "Aptal insan, var olan en tehlikeli insan türüdür". Bu tehlikenin kökeni, aptal olmayanların o büyük hatasında gizlidir: "Aptal olmayan insanlar, aptal insanların zarar potansiyelini her zaman hafife alır". Kitap, Eleanor’un hayat dolu inadından piskoposların baharat tutkusuna kadar tarihi ironik bir dille anlatırken, aslında bir toplumun çöküşünün, aptalların sayısının artmasıyla değil, akıllıların bu yıkıcı gücü sınırlama becerisini kaybetmesiyle gerçekleştiğini gösteriyor. Kapağı kapattığımızda zihnimizde yankılanan o büyük soru şudur: Çevremizdeki "S" alanlarının ne kadar farkındayız ve onlarla iş birliği yaparak kendi felaketimizi mi hazırlıyoruz? Cipolla’nın bu eseri, rasyonel dünyamızın üzerine dökülmüş buz gibi bir gerçeklik suyudur; çünkü hayat, mantıklı insanların sandığından çok daha fazla, mantıksızların kaosunda şekillenir. Öneriyorum ve 10 üzerinde 7 puan veriyorum.