Yakaza serisinin ikinci kitabı Tin ile birlikte ilk kitabın sonunda zihnimde kalan birçok sorunun cevabını bulacağımı düşünerek okumaya başladım. Fakat kitabın ilk sayfalarında anladım ki bazı sorular cevaplanırken yerini çok daha büyük gizemlere bırakacak.
İlk kitapta Carsin ve Theon’un keşfettikleri o tuhaf yetenek burada biraz daha belirginleşiyor. Özellikle aralarındaki telepatik bağ, rüyalar ve yaşanan olayların anlamını çözmeye çalışırken oldukça önemli bir yere sahip oluyor. Bir yandan Tesla’dan gelen şifreleri ve koordinatları anlamaya çalışırken bir yandan da Gölgesiz’in kim olduğunu çözmeye çalışıyoruz.
İlk kitapta açıkçası en sinir olduğum karakterlerden biri olan Ultor hakkında da bu kitapta bazı gerçekleri öğreniyoruz. Bir noktada hak ettiğini bulduğunu düşündüğüm bir kısım vardı fakat ilerleyen sayfalarda Ultor’un Carsin ve Theon’a yaklaşmasının arkasında bambaşka bir sebep olduğunu görmek beni oldukça şaşırttı.
Kitap ilerledikçe Carsin’in rüyaları daha da yoğunlaşmaya başlıyor ve Gölgesiz tarafından takip ediliyormuş hissi gittikçe güçleniyor. Bu süreçte Carsin’in zihninde sürekli aynı sorular dönüp duruyor: Tesla gerçekten var mı? Onu bulabilecekler mi? Ve en önemlisi Gölgesiz kim?
Fakat kitabın sonlarına doğru Carsin hakkında öğrendiğimiz bir gerçek var ki… o an gerçekten bütün taşların yavaş yavaş yerine oturduğunu hissettim diyebilirim.
Benim için ilk kitap zihnimde birçok sorunun olduğu bir başlangıçtı. Tin ise bu soruların cevap bulduğu ve duyguların çok daha derin hissedildiği bir devam kitabı oldu. Özellikle Carsin ve Theon arasındaki kopuş ve yeniden yakınlaşma anlarındaki duygular okuyucuya oldukça güçlü geçiyor.
Serinin bu iki kitabını birlikte düşündüğümde ortaya gerçekten merak uyandıran ve akıcı bir okuma çıkıyor. İlk kitap biraz karmaşık hissettirebilir ama ikinci kitapla birlikte bütün parçaları bir araya getirmek oldukça keyifliydi.