·440 syf.····Okunma: 12 Mart 2026 23:41 Annemin Uyurgezer Geceleri
Çıktığı günden beri okumayı hevesle beklediğim Annemin Uyurgezer Geceleri romanını sonunda okudum.
Sözlerime kitabın en sevdiğim cümlesiyle başlamak istiyorum:
İnkâr mı? Hemen.
Yalan mı? Derhal.
Yok sayma mı? En güzeli.
Kitabın ana damarı, düğümün çözüldüğü yer ya da her şey bunda saklı diyemem. Ama bu iki satırı okuduğum anda altını çizdiğimi, vurgulu vurgulu okuduğumu fark ettim. İçimden defalarca, farklı tonlarda tekrar ettim.
Romanın ana karakteri Şehnaz’dan dinliyoruz hikâyeyi. Hiçbir şeyi unutmayan Şehnaz, bu vurgulu okuduğum satırlara kitap boyunca farklı olaylarda bazen bile isteye, bazen de farkında olmadan sığınıyor. Şehnaz unutamadığı için bize de her şeyi, her detayıyla anlatıyor.
Şehnaz orta sınıf bir ailede, kadınlarla büyüyen bir çocuk. Paşa soyundan gelen anneannesi ve öğretmen annesiyle yaşıyor. Hayatında bu iki kadın dışında bir de saplantılı aşkı var: E.
Asıl hikaye olarak Şehnaz’ın hocası E.’ye duyduğu bu saplantılı aşkı ve sonrasında bu aşkın ona yaşattıklarını okuyoruz.
Şehnaz başarılı bir ekonomi profesörü. Ama tüm bu başarılara zıt bir hayatın içinde savruluyor. Evli, çapkın ve narsist olan E.’ye duyduğu duyguları öyle büyük bir aşk sanıyor ki bazen kitabın içine girip “Şehnaz yapma artık. Sen bu adamsız değil, bu adam sensiz yapamaz” diyesim geliyor. Ama desek de Şehnaz’ın kimseyi dinleyeceği yok.
Eyşan’la evli olan E. ile Şehnaz’ın ilişkisini yazar bize hiç yargılamadan okutmayı başarıyor. Çünkü aslında bizim yapacağımız tüm yargılamaları Şehnaz zaten kendi içinde yapıyor; kendini temize çıkarmaya ya da hikâyeyi güzelleştirmeye hiç girişmiyor.
E.’nin adı özellikle verilmiyor, bu şekilde bırakılıyor. Bu gizemi çözmeye çalışırken şu iki fikir arasında gidip geliyorum: Bu çapkın, tüm üniversite camiasının hayran kaldığı flörtöz E’yi acaba gerçekten tanıyor muyuz, yoksa E. tüm ERKekleri temsilen mi böyle bırakılmış?
Asıl hikaye kadar güçlü olan, aynı evde yaşayan üç kadının, üç kuşağa yayılan öyküsüne tanık oluyoruz. Bu tanıklık o kadar derin işlenmiş ki yalnızca üç hayata değil, üç ayrı yaşam biçimine de tanıklık ediyoruz.
Anneannenin deli annesi Esme’nin başına gelenlerle başlayan hikâye, annesinin hayatına ve oradan Şehnaz’ın hayatına bağlanıyor. Bu kadınların öykülerini zamanda bir ileri bir geri giderek okuyoruz. Anlatıcımızın ekonomi profesörü olan Şehnaz olması nedeniyle, tüm bunlar yaşanırken ülkenin geçirdiği sosyo-ekonomik değişimleri de es geçemiyoruz. Türkiye’de değişen iktidar güçleriyle birlikte değişen sosyolojik yapı önümüzden adeta bir film şeridi gibi akıyor.
Böylece aynı romanda hem üç kuşak kadın öyküsü, hem saplantılı bir aşk, hem de üç insan ömrü boyunca değişen bir ülke tarihine uzaktan bakıyoruz. Bu iç içe geçmiş hâl bana dolu dolu bir okuma zevki yaşattı.
Olayın düğüm noktası olan annesinin uyurgezer geceleri ise tüm bu ailedeki sırları bir bir ortaya döküyor. Sırlar ortaya çıkarken değişen geçmişlerini kabullenmek de o kadar kolay olmayacak gibi görünüyor…
Karakter kurguları çok başarılıydı. Tüm karakterler gözümde canlandı. Anadolu kadını yapısında olan anneanne, Şehbal’in pembe ojeleri ve arkaya taradığı saçları; ufak tefek, minyon, şık ve kontrollü annesi Ayhan öğretmen; Şehnaz’ın anneannesine benzeyişi… Birbirlerinin üst nesillerine benzeyen bu kadınları çok sevdim. Fiziksel ve psikolojik olarak karakterler bir bütün içinde anlatılmıştı.
Her bir karaktere karşı ayrı ayrı şefkat, öfke ve acıma duyguları içinde bu bol kadınlı kitabı elimden bırakmadan —hatta bırakamadan— okudum ve bitirdim.
Hiçbir şeyi unutamayan Şehnaz’la tanıştığım ve bizi hayatına tanık ettiği için çok mutluyum.