Türkiye’de şehrin beton yığını olarak görülmesiyle birlikte şehir kültürü genel olarak ortadan kalkmıştır. Betonlaşma öncesindeki küçük ve orta ölçekli şehirlerin kendine özgü bir canlı bir kültürel varlığının olduğu pek bilinmemektedir. Şivesi, yemekleri ve insan ilişkileri bakımından canlı kültürel bir varlık arz eden Antep’in Osmanlı’nın son zamanları ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına dair sosyo kültürel hayatı şahıslar üzerinden eserde ele alınmıştır. Yazar şahısları adeta ete kemiği bürünmüş bir şekilde canlı bir şekilde tasvir etmiş olup okuyucularını 1900’lü yılların başlarının Antep’ine götürmektedir. Sosyo kültürel hayata dair önemli verilerin yer aldığı eser aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş aşamasındaki kültürel değişim ve anlayış farklılıklarına da değinmektedir.
Beş Şehir'den sonra şehri ele alan önemli eserlerden biri. Körüyle, topalıyla, ağası ve ırgatıyla henüz kapitalizme esir olmamış bir şehir hayatını canlı canlı okumak için isabetli bir eser.