Yerli Sokrates
9/10
·380 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 08:22
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın *Deli Filozof* adlı eserini okudum. Romanı okurken aklımdan sürekli şu düşünce geçti: Eğer Sokrates Türkiye’de yaşasaydı, muhtemelen bu romandaki Hikmetullah Efendi gibi olurdu. Bu yüzden ben ona “yerli Sokrates” dedim. Hüseyin Rahmi’nin bu eseri, yazarın bazı diğer romanlarına göre biraz daha farklı bir yerde duruyor. Hiciv elbette var, fakat önceki eserlerindeki kadar yoğun değil. Bunun yerine daha çok insanların zihniyetini, yaşadıkları manzaraları ve aile kavramının, namusun, kadın ve erkek ilişkisine farklı zihniyettekilerin bakış açısını anlatan bir metin. Romanın temel meselelerinden biri şu: Aradan yüzyıllar geçse de insanlar zahir ile batını ayıramıyor. Zaman ilerliyor, teknoloji gelişiyor ama insanların zihniyeti aynı hızla değişmiyor. İnsanoğlu kurallar belirlese de toplumun düzeni için bilmediği, gözden kaçırdığı tabiatın kendi kanunlarının olduğudur. Ve insan ne kadar çok kanun koyarsa koysun tabiatın kanunlarına üstün gelemez, onlara galebe çalamaz. Hikmetullah Efendi sorgulayan, aklına geleni dile getiren ve toplum tarafından deli diye yaftalanan bir karakterdir. Evreni de ve Yaratıcıyı da kendince ve okuduklarından fikirler üreterek, bunları insanlara aktarmaya uğraşır. Sokaklarda dolaşarak insanlara öğütler veren bir filozof gibidir. Bu yönüyle Sokrates’i hatırlatır. Fakat Sokrates nasıl mahkemelerde yargılanıp idama mahkûm edilmişse, Hikmetullah Efendi de toplum tarafından dışlanır, sözleri ciddiye alınmaz. Romanın bir başka önemli yönü Hikmetullah Efendi’nin içindeki iki kimliktir: baba ve filozof. Hikmetullah Efendi, kendi hikmetini çocuklarına aktarmaya çalışan bir babadır. Kızı ve oğluna düşüncelerini, fikirlerini ve ahlak anlayışını öğretmeye çalışır. Ancak bu konuda başarılı olamaz. Bir noktada filozofluk ile babalık arasında kalır. Hem düşündüklerini savunan bir filozof hem de çocuklarını yönlendirmeye çalışan bir baba olarak ikisinin arasında gidip gelir. Fakat tabiat kanunları karşısında çaresiz kalır. Her iki evladı da olmayacak insanları sevmiş ve onlarla evlenmiştir. Bu durum sonunda bir aile faciasına dönüşür. Hayat bize türlü oyunlar oynar. Yapmam dediğimiz şeyleri yaparken buluruz kendimizi. Bazen kendimizle yüzleşmekten korkarız. Mesul olduğumuz şeyleri dile getirmeye çekiniriz. Çoğu zaman kendi çıkarlarımız etrafında hareket ederiz. Filozofun çocukları da böyle yapmıştır. Filozof ise bir noktada babalık çıkarını kullanmak zorunda kalır. Bütün bunların içinde Hüseyin Rahmi Gürpınar yine bildiği yerden konuşur: toplumsal eleştiri. Halkın cehaleti, toplumun geride kalmışlığı, batıl inançlar ve insanların kolayca sürüklendiği yanlışlar romanın arka planında sürekli hissedilir. Aşkın, paranın ve hırsın bir aileyi nasıl bir drama sürüklediğine tanık oluruz. Ve Hüseyin Rahmi Gürpınar son sayfalarda araya girer ve kendi düşüncelerini Deli Filozof'un ağzından bizlere aktarır "insanoğlu fırsat düşkünü bir kördür."... Son satırların ardından bizi sorgulama ile baş başa bırakır..
Deli FilozofHüseyin Rahmi Gürpınar · Özgür Yayınları · 2009242 okunma
·
30 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.