·232 syf.····Okunma: 14 Mart 2026 02:51 Hayvanların gizemli bir virüsten dolayı artık gıda olamadığı, insanın damızlık olarak yetiştirilip yamyamlığın meşrûlaştırıldığı bir dünya...
Güçlü vurguları olan güzel bir distopya eseriydi. Kitabın hikâyesi bir yana, felsefi mesajları ve altında yatan mesajlar da oldukça güçlüydü.
Hükumet bir virüsten bahsediyor sürekli. Hayvanlarda olan ve yenildiği taktirde insanı öldüren bir virüs. Ancak kitap boyunca ne bu virüs yüzünden ölen birini görüyoruz ne de virüs hakkında elle tutulur somut bir delil görüyoruz. Virüse inanmayan birçok insan da var: Virüsün; hükumetin sürekli artan ve ekonomik olarak dengesiz nüfusu elimine etmek ve tüketim nesnesi haline getirmek için uydurduğunu düşünüyorlar. -ki kitapta da bu hissi yakalıyoruz aslında-. Çünkü hayvanlardaki bu sorunu çözmek için yapılan araştırmalar sadece göstermelik araştırmalar.
İnsan eti tüketimi meşrû olmasına karşın herkes birbirini yemiyor; çünkü insanların yemesi için özel olarak yetiştirilen, genetiği ile oynanmış, ses telleri kesilmiş ve hayvan misali yetiştirilmiş insanlar var. Bu insanların bir ismi ya da ailesi yok, sadece hayvanlar. Hatta onlara insan demek bile suç; etine insan eti demek, yenmesine yamyamlık demek de suç. Burada çok güzel bir 'dil'sel telkin görüyoruz aslında. Şeyleri her nasıl adlandırırsak o olurlar. Hükumetin insan etine 'özel et' demeye itmesi, insanlara yaptıkları eylemin yamyamlık olduğunu unutturuyor. Nasıl ki günümüzde yapılan soykırımları, savaş suçlarını farklı isimlerle adlandırıp yumuşatıyorsak burada da aynısı oluyor. Dilin gücüne bir kez daha şahitlik ediyoruz.
Kitabın sonu birçokları için vurucu olmuş lakin ben sonun böyle olacağını kitabın ortasından beridir tahmin ediyordum. İnsan doğasının şaşırtıcı olmayan bencilliğini bir kez daha görmüş olduk.
Kitap, hayvanlarla empati kurmak açısından oldukça kıymetliydi bence. 'Alışmak', insanoğlu için çok kolay. Alıştığımız zaman yaptığımız şeylerin absürtlüğünü fark etmemek de bir o kadar kolay. Zaman zaman durup "Ben n'apıyorum?" diye sorabilmelidir insan kendine. Bunu sormayı bırakıp olanı alıp alışmaya devam edersek bizim için de distopik bir gelecek kaçınılmazdır.