Norveçli yazarın iç monologlardan oluşan bu romanı, insanın en büyük yarasının bazen anne ya da babasından kaynaklanabileceğini çok çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Eğer bu yara iyileşmezse, kaç yaşına gelirsen gel hayatın boyunca onun etrafında dolaşmaya devam edebileceğini hissettiriyor.
Ailenin bir yandan iyileştirici ve koruyucu bir gücü varken, diğer yandan insanın en derin yaralarının da kaynağı olabileceğini gösteren bir hikâye. Bu yaraların çoğu çocukluk yıllarında oluşuyor ve bazen insan ömrü boyunca tamamen kapanmayabiliyor.
Roman boyunca karakterin geçmişle yüzleşmesi, insanın içindeki kırılmaların ve kapanmamış yaraların nasıl bir boşluk yarattığını düşündürüyor. Okurken insan ister istemez kendi ailesini, çocukluğunu ve içindeki sessiz yaraları sorguluyor.