Haklısın hocam, aslında tam olarak dediğin noktada kilitleniyoruz. Çoğu kişi başarıyı bir 'durak' sanıyor. Oraya varınca otobüsten inecek ve sonsuza kadar huzur içinde bankta oturacakmış gibi bir illüzyon bu.
Şöyle düşün:çok susadın ve hayalin o bir bardak buz gibi suya kavuşmak. Suyu içtiğin an o 'aşırı tatmin' dediğin şey en fazla 30saniye sürer.Sonra bardak boşalır, susuzluk gider ve sen yine sen olarak kalırsın. Eğer bütün motivasyonun sadece o son yudumsa, bardağa ulaşana kadar çektiğin yol sana zulüm gelir. Su bittiğinde ise kocaman bir boşlukkalır.
İşte 'sürdürülebilirlik' dediğim şey burada devreye giriyor. Eğer hedefi sadece bir nesneye, bir unvana veya bir rakama indirgersek, o hedefe ulaştığımız gün aslında 'ölürüz'. Çünkü bizi ileriye taşıyan yakıt biter.
Asıl mesele doktor olmak değil, 'şifa verme eyleminin' içinde kalabilmek. Asıl mesele o arabaya binmek değil, o yolu gitme becerisini sürdürmek. Eğer rotayı bir şeye sahip olmaya değil, bir şeyi yapmaya ve o eylemin kendisi olmaya kırarsak, o zaman uykusuzken de, mutsuzken de devam edebiliriz. Çünkü o zaman menzil, yolun sonu değil,yolun ta kendisi olur.
Öz değişmedikten sonra biçim değişse ne olur diyorsun ya: çok doğru. İşte o 'öz', hedefe varınca hissedeceğin anlık haz değil, o hedefe yürürken dönüştüğün insanın sürekliliğidir.