Bozkırın sert rüzgârı, Anadolu’nun yalnızlığı ve insanın içindeki gitme arzusu bu romanda iç içe geçiyor.
Hikâye, darbe öncesi yılların gölgesinde bir köyde yaşayan insanların hayatlarına dokunuyor.
Askerden dönen Hasan’ın yolu, köyün hikmetli insanlarından Mam Hasan’la kesişirken; geçmiş, gelenekler ve değişen zaman arasında sıkışmış hayatlara tanık oluyoruz. Köy öğretmeni, dervişler, çobanlar ve hayalleri büyük ama yolları dar gençler… Hepsi bozkırın sertliği kadar gerçek karakterler.
Yazarın betimlemeleri sayesinde sadece olayları okumadım; rüzgârı, soba başındaki sohbetleri ve köy hayatının sessizliğini adeta hissettim.
Geçmişle bugünün arasında kurulan bu hikâye, insanın iç dünyasına dokunan sakin ama etkili bir anlatımdı. Sayfalar ilerledikçe çocukluğun izleri, özlem ve umut duygusu hikayeye daha da derinlik katmış.
Bozkırın ortasında bile insanın umudunu diri tutabileceğini hatırlatan, yavaş ilerleyen ama duygusu güçlü bir roman. Tavsiyemdir