Gönderi

Özgürlüğün ağır yükü ve yabancılaşmanın anatomisi..
9/10
·773 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2026 20:46
Sartre’ın 1943 tarihli magnum opus’u Varlık ve Hiçlik, 20. yüzyıl felsefesinin en sarsıcı metinlerinden biri, ayrıca felsefeciler bilirler ki varoluşçuluğun ise adeta kutsal kitabıdır. Ancak bu eser,
Felsefe
Varlık ve HiçlikJean-Paul Sartre · İthaki Yayınları · 20181,122 okunma
··
186 Gösterim
1 Yorum
Kendi dünvasının öznesiyken 'Öteki'nin bakışına maruz kalarak bir nesneye, kendi dünyasının figüranına dönüşüvermek.. Yabancılaşmanın ve yalıtılmışlığın oldukça net ve estetik bir gerekçesi. Bu gerekçe -özgürlük; bir duygu, ahlaki bir problem, politik bir yaklaşım vb birçok perspektiften ele alınan bir kavram olsa da- bana Byung-Chul Han'ın Psikopolitika adlı kitabında geçen, "Özgürlük esasında bir ilişki kelimesidir." ifadesini hatırlattı. Şüphesiz yazarın 'fenomenolojik onkoloji' adlandırması da sözünü ettiğimiz 'ilişki' sözcüğüyle anlamlı bir bağ kurmaktadır aslında. Zira fenomenoloji, Öteki'nden ayrıştırılamaz ve varlık da tamamen Öteki'nden azade düşünülemez. Haliyle ilişki kaçınılmazdır. Tüm bunlar benim amatör bakışımın deli saçması ürünleri elbette.. :) Özgürlük ve sorumluluk kavramları, varoluşçu felsefenin ve varoluşçu psikolojinin -ki bunlar birbirlerinden bağımsız değildir- temel meselelerinden biridir. Nietzsche de Putların Alacakaranlığı adlı kitabında, Sartre'a benzer bir biçimde özgürlüğü, "kendinden sorumlu olma istencine sahip olma" şeklinde değerlendirmiştir. Yine Frankl, İnsanın Anlam Arayışı'nda, "Aslına bakılacak olursak, sorumluluk terimiyle yaşanmadığı sürece, özgürlük yozlaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.' der. Özetle, varoluşçuluk kuramı ve bu kuramın temsilcileri özgürlüğün, dilediğini yapabilme gibi bayat bir eylemsellikten müteşekkil olmadığını dahası bunun çok ötesinde olduğunu bizlere sağlam temellendirmelerle göstermektedir. En nihayetinde şairin de dediği gibi yeryüzünde insan sayısı kadar özgürlük vardır. Özgürlük görünenin ötesinde derin ve katmanlı bir fenomendir fikrimce ve ondan kaçış mümkün değildir. Çünkü kendisinden kaçış bile özgürlüğün ardına gizlenir.. :) İncelemenizi keyifle okudum ve ondan fazlasıyla istifade ettim. Varlık ve Hiçlik'i yıllardır okumak istiyor fakat her defasında donanımımı sorgularken buluyordum kendimi. İncelemenizin bilhassa ikinci kısmı aydınlatıcı bir yol haritası çiziyor bizlere. Hiçliğimle yüzleşmeye çağıran bu tekinsiz aynada kendimle bir buluşmaya cesaretlendirdiniz hatta ikna ettiniz beni! Vebali boynunuza.. :) Emeğinize, bilişinize sağlık Harun Bey..
Bu derinlikli ve özenli yorumunuz için gerçekten teşekkür ederim. Yanıtınızı okurken, yalnızca bir “okur”un değil, meseleyle sahici bir hesaplaşma içinde olan bir zihnin izini görmek çok kıymetliydi. Özellikle “Öteki’nin bakışı” karşısında öznenin nesneleşmesi üzerinden kurduğunuz yabancılaşma hattı, Sartre’ın düşüncesini oldukça isabetli bir yerden yakalıyor. Buradan Byung-Chul Han’a ve “özgürlüğün bir ilişki kelimesi olduğu” fikrine yaptığınız bağ ise bence metnin özüne bir selam niteliğinde. Çünkü gerçekten de özgürlük, çoğu zaman sandığımız gibi tek başına, izole bir öznenin mülkiyeti değil; bilakis başkalarıyla kurulan gerilimli ve kaçınılmaz ilişkiler ağı içinde anlam kazanıyor. Nietzsche ve Frankl referanslarınız da bu çerçeveyi güzel tamamlamış. Özellikle özgürlük–sorumluluk gerilimini, varoluşçu çizginin merkezine yerleştirmeniz çok yerinde. Zira Sartre’da da özgürlük, konforlu bir alan değil; aksine insanın omuzlarına yüklenen ağır bir sorumluluk ve hatta zaman zaman bir “yük” olarak belirir. Varlık ve Hiçlik konusundaki tereddütlerinize gelince: Açıkçası bu metne yaklaşırken “tam donanımlı olma” hissi çoğu zaman bir yanılsama yaratabiliyor. Bu tür eserler biraz da okundukça, hatta yer yer zorlandıkça açılan metinler. O yüzden, eksiklik hissini bir engel değil, tam tersine metnin kapısını aralayan bir başlangıç noktası olarak görmek daha verimli olabilir, tabi bu benim görüşüm. Son olarak eğer bu inceleme sizi o “tekinsiz aynaya” biraz olsun yaklaştırdıysa, ne mutlu bana. Ama vebal meselesine gelince… onu paylaşmakta fayda var :) Çünkü o aynada karşılaşılan şey, nihayetinde herkesin kendi cesaretiyle yüzleştiği bir hakikat.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.