Suçlu zihni, yıllardır birçok araştırmaya konu olmuştur. Bir insan nasıl olur da bir psikopata dönüşür; genetik midir, çocukluk travmaları mı, doğuştan mı, çevresel faktörler midir şiddet suçları işlemeye iten?
Yazar bu kitabında, aslında her insanda bir parça da olsa bulunduğunu düşündüğümüz karanlığın, Ji-won'un zihninden taşıp neye dönüştüğünü göstermeye çalışıyor.
Her karanlığın bir kırılma noktası, şiddetin önce zihinde şekillenip eyleme dönüşmesi için bir itici var biliyorsunuz. Ji-won için bu, annesinin ısrarıyla balığın gözünü yemesi oluyor. İlk etapta, babasının evi terk etmesi ve annesinin depresyonunun etkilerinin üzerine o akşam yemeği her şeyi değiştiriyor gibi görünüyor. Fakat sayfalar ilerledikçe geçmişten paylaşılan detaylar aslında Ji-won'un küçüklüğünden beri zihninin şeytanları ile uğraştığını gösteriyor okura.
Kitabı polisiye, psikolojik gerilim ya da korku olarak değerlendiremeyiz. Çünkü özellikle suç işlenirken hiçbir tanık olmaması, bir yönüyle her şeyin bu kadar kolay olması açıkçası birçok boşluk bırakıyor. Fakat zaten yazarın amacının dört dörtlük bir polisiye yerine rahatsız edici ve karanlık bir kurgu yazmak olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan bakınca, evet hassas mideler için okuması zor, halisünasyon ve rüyalarla oldukça karanlık bir kitap. Ve aslında kitabın temelini oluşturan kadın intikamını tetikleyen düşünceler de alttaki alıntıda net olarak görülebiliyor.
"Seni kontrol edemiyorsa kim ki o? Erkek diyebilir miyiz? Ona elini uzattığında, o el bir bıçak tutuyor olsa bile, bu onu rahatlatacak. Ve ondan her şeyi alındığında, bu erkeklerin bizim için söylediklerini sen de söyleyebilirsin: Bunu, o istedi. Kendi istedi. Karşı koymadığına göre istediği şey demek ki buydu."