Puan vermedi·440 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Mart 2026 11:13 Annemin Uyurgezer Geceleri, benim Ayfer Tunç ile tanışma kitabım oldu. Aslında çok sevilen, sadık bir okur kitlesine sahip bir yazar; ama benim yolum bir türlü kesişmemişti. Bu okuma, o erteleyişi bitirdi ve diğer kitaplarına açılan bir kapı araladı benim için.
Kitaba gelirsem… Bu, tam anlamıyla bir “kadın kitabı.” Üç kuşak, hatta yer yer dört kuşak kadınları anlatıyor; anneanne, anne ve kız… Hikayeyi Şehnaz’ın ağzından dinliyoruz. Ve şunu çok net hissediyoruz: Kadınlar arasında görünmez bir kader birliği var. Annelerin yaşadığı, bastırdığı, hatta çoğu zaman farkına bile varmadığı yaralar kızlarına miras kalıyor. Bu noktada roman sadece bireysel bir hikaye anlatmıyor; aynı zamanda ataerkil düzenin farklı katmanlarını da gözler önüne seriyor. Çoğu zaman sanılır ki bu düzen sadece eğitimsiz ya da kapalı çevrelerde kendini gösterir. Oysa Ayfer Tunç bize şunu açıkça gösteriyor: En entelektüel, en “okumuş yazmış” dünyalarda bile bu yapı varlığını sürdürüyor sadece biçim değiştiriyor.
Romanın bir diğer konusu, Şehnaz’ın hocasıyla yaşadığı ilişki... Adı verilmeyen, sadece “E” olarak geçen bu karakter eminim ki okuyan herkese sinir harbi yaşatmıştır. Evli, kendisinden yaşça büyük ve açıkça narsistik özellikler taşıyan biri. Şehnaz’ın onunla kurduğu bağ ise bir “aşk”tan çok, bir bağımlılık hali. Ve insan okurken kendine şu soruyu sormadan edemiyor: Bir insan, kendisini tüketen bir ilişkiden neden kopamaz? E, Şehnaz’ı sürekli manipüle eden, Şehnaz’ı hem duygusal hem akademik olarak kullanışı Görmezden gelerek, eksik bırakarak, değersiz hissettirerek onu kendine bağlı tutuyor. Bu yüzden okur olarak yer yer öfkeleniyorsunuz. “Artık bırak, git!” demek istiyorsunuz. Ama o gitmiyor. Ve bu ilişki tam otuz yıl sürüyor. Bu hikayede sadece Şehnaz’a değil, E’nin eşi Eşan’a da üzülüyorsunuz. Çünkü o da bu ilişkinin görünmeyen mağdurlarından biri. Bu da romanı daha da katmanlı hale getiriyor. Kitap boyunca hikayeyi yalnızca Şehnaz’ın ağzından dinliyoruz. Bu da ister istemez şöyle bir merak uyandırıyor: Aynı hikayeyi Eşan’ın gözünden dinlesek ne olurdu? Ya da E’nin kendi anlatısını duysak? Belki de bu hikaye başka kitaplarla genişlese, bir üçlemeye dönüşse… Okur olarak böyle bir ihtimal insanın aklını kurcalıyor.
Sonuç olarak Annemin Uyurgezer Geceleri, kadınlık hâllerini, kuşaklar arası aktarımı ve ilişkilerin insan üzerindeki izlerini anlatan, uzun süre zihinde kalan bir roman.
Kitabı bitirdikten sonra Ayfer Tunç’un bir röportajında söylediği bir söz ise bu hikâyeye başka bir anlam kattı:
“Ayakta durmuş güçlü kadınların arkasında anneleri olduğu söylenir… Ama güçlü bir baba, kızına destek veren bir baba, çoğu zaman anneden daha belirleyicidir.”
Sanırım bu yüzden bu kitap, sadece anlatılanları değil, eksik kalanları da düşündürüyor.