·264 syf.····Okunma: 17 Mart 2026 22:53 Kitap, şiirsel bir otopsi niteliğinde. Yazar, henüz kendisi kundakta bir bebekken onu bırakıp ölüme giden anne ve babasının hikâyesini bizlere anlatıyor.
Ana karakterimiz, yazarın annesi Lucia. Yazar, yaptığı derin araştırmalarla Lucia’nın hayatını adeta ilmek ilmek örmüş. Tanıklarla gerçekleştirdiği bizzat görüşmeler sonucunda, bir nevi annesiyle o anları yeniden yaşamış. Annesinin zorlu yaşamı, yazarın babasıyla tanışması ve o büyük aşk; yazarın şiirsel anlatımıyla büyülü bir masal tadına ulaşırken, soğuk gerçeklik de yerinde bilgilendirmelerle biz okuyuculara sunulmuş.
Arka planda hem anne ve babasının hayatta olduğu dönemin hem de kendi hayatında deneyimlediği sosyal, siyasal ve hukuki durumların üzerinde durulmuş. Böylelikle İtalya’nın yakın tarihine tanıklık etme imkânı da buluyoruz.
Kitap sonlara doğru, anne ve babasının ölümüne ilişkin çeşitli varsayımların değerlendirildiği adeta bir polisiye halini alıyor. Yazar, kitaba ismini veren o "beni götürmediğin yer" üzerine kendi anlam arayışıyla bu sorgulamalara girişiyor.
Kitap kısaca, yazarın henüz onları tanıyamadığı, dünyayı algılayamadığı bir dönemde hem kendisini hem de bu dünyayı terk eden ailesine, özellikle de annesine yönelik kaleme aldığı dokunaklı bir hatırat.
"Yeniden doğacaksın Lucia, yalnızca kelimelerle bile olsa. Yapabileceğim tek şey bu."
— Arka Kapaktan
Not: Kapak üzerine de konuştuk bir arkadaşımla. Onun da tahmin ettiği üzere kapakta annesi ve babası yer alıyor. Ben de annesi ve yazarı düşünmüştüm niyeyse. Tabi benim düşüncem ile isim ve içerik çelişiyor.