Kitabın ilk yarısı, cinsellik hakkında geçerli ve "doğru" kabul edilen görüşlere karşıt iddialar ve kanıtlar üzerinde duruyor ki bu bölüm kitabın akıcılığını azaltıyor. Diğer yarısı ise "vay be, asırlardır doğru bildiklerimiz, bir zamanlar doğru değilmiş" dedirtecek seviyede sağlam bir temele sahip. Bugün bile dünyanın farklı yerlerindeki bazı seyrek noktalarda (adları belirtiliyor) cinselliğin çok eşli/matriyarkal yapıda yaşandığını haber veriyor. İnsanlığın, tarihin bir döneminde (tarım devrimi öncesi, avcı toplayıcı dönemlerde) çok erkekli/çok kadınlı cinsel hayatı deneyimlediğini, bunun "o zamanın doğrusu olduğunu" iddia ediyor ve bunun evrimsel ve toplumsal kanıtlarını sunuyor... Evli erkeklerin neden, tutku kaybolduktan sonra, sadakatsizlik gösterdiğini açıklıyor. Aynı zamanda kadının eski çağlarda neden çok erkekli cinsellik yaşadığını açıklıyor. Tarım devrimi sonrasında eski doğruların yanlış hale geldiğini iddia ediyor (öyle zayıf bir temelde değil bu)...
Bugünün toplumuna; açık ilişki formülünün çare olup olmadığının, kişilerin, toplumun "zamanla değişen" doğrularına göre değil, kendi kararlarına göre kabul edilebileceğini fısıldıyor. Uzun ve tatmin edici evliliklerin bu sayede olabileceği ve erkeğin hayat enerjisini yüksek tutmanın, dolayısıyla erkek sağlığının korunması için formülün bu olabileceği belirtiliyor. Noldu salsıldınız mı?
Yazar bunu kabul ediyor, diyor ki, "hoş gelmiyor evet, ama biyolojik gerçek bu", "siz erkeği tatmin etmekte başarısız olduğunuz için sadakatsizlik deneyimlemediniz; biyolojik olması gereken bu olduğu için bununla yüzleştiniz" diyor. Aldatmak kavramını kullanmayı değiştirip buna "sadakatsizlik ruhsatı" denilebilirse, bu gerçeğe uygun olabilir. Günün sonunda eşiniz, hayatın zorluklarına karşı savaşırken en yakın arkadaşınız, sırdaşınız olmaya devam edecektir. Diğerleriyle yaşadığı sadece "cinsel deneyim, eril hayat enerjisi yakıtı olacaktır, duygusal yakınlık sadece size ait olacaktır". Bunu bir düşünün diyor. Cinsel sadakat gösteren erkek bulunmaz; sadakatsizliğe fırsat bulamayan erkek vardır. Bu gerçeği kabul edin ve biyolojiyi değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin, öyleki, tüm baskılar ve işkenceler tarih boyunca bunu başaramadı, siz hiç girişmeyin, kabul edin diyor.
Burada sadece erkek gözünden bakıldığını sanmayın, kadınların da erkekler gibi cinsel sadakatsizliğe yakın olduğunun deneysel/bilimsel çalışmalarla kanıtladığı, fakat kadının, tarihten beri gelen bastırılma geçmişinden dolayı, bugün dahi rol yapmak zorunda hissettiğini/fikirlerini gizlediğini belirtiliyor, bunun kanıtı kitapta açıklanıyor.
Ana tema şu aslında; "bugün doğru bildiğin şey, insanlığın ilk dönemlerinin doğrusu değildi; insanın biyolojik istekleri ve tercihleri, toplumun zamanla değişen yargılarına göre değişmez ve önünde sonunda biyolojik yapı kazanır, bunu bilin" diyor.
Ne kadar ilginç ve dehşet verici bir gerçek! Yani insanlar, doğdukları toplumun "doğrusu ve yanlışını " ahlak olarak alıyor... Peki o ahlakı üreten neydi? Ne zaman ve hangi koşullardan sonra oluştu, en son ne zaman değişti, hiç sorguladınız mı?