Gönderi

Puan vermedi·240 syf.··
2026 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 14:57
Bu kitapla aramda mesafeli ama inkâr da edemediğim bir bağ oldu.“İlla okuyun” diye herkese ilan edeceğim bir kitap değil ama distopya okurlarının çok seveceği bir metin, o kesin. Kitabı bitirip kapağını kapattığım anda yerimden kalkamadım. Zaten okurken de beni koltuğuma yapıştıran, gözlerimi uzun uzun duvara kilitleyen bir romandı. Bitirdiğimde içimde tek hissettiğim şey “sessiz, uzun bir yola gitmeliyim” oldu. Öyle de yaptım. Sessiz bir araba yolculuğu ancak beni kendime getirdi. Varmam gereken yere geldiğimde kaç dakikadır yolda olduğumu fark etmemiştim ama yolda olmak iyi gelmişti. Bu kitabı—distopyayı—nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Çok etkileyici, okudukça karanlığa gömülen bir kitap. Dünya yabancı değil, “bildiğim” bir dünya. Ama gidişatı korkunç, o yüzden “bilmediğim” bir dünya. Yaşananlar çok ağır, o yüzden “sarsıcı”; ama anlatımı da bir o kadar mesafeli, bu yüzden “soğuk” bir metin. Bir ülke düşünün: haklarının bilincinde, ülkesi için çalışan insanlardan oluşsun. Bu ülkede normal insanlar normal hayatlar yaşamakta. Sonra birden ülkede işler yolunda gitmemeye başlasın. Haklar bir bir ellerinden alınsın; hakkını arama hakkı dahi kullanılamasın; anayasal haklar bir bir gasp edilsin. İnsanlar etiketlensin. Ve normal insanlar, bunların ne olduğunu anlayamaz hâlde, şaşkın ve bir o kadar da korkarak yaşamaya çalışsın. Bir bilim insanı olan Eilish, kocası ve dört çocuğuyla bu “normal” insanların içindedir. Ama olacaklar normal olmadığı için onların da artık bu hayatı yaşamaları mümkün değildir. Çünkü birileri karar vermiştir: Artık işler değişecek, bu düzen böyle gitmeyecektir. _“Bir şeyin başka bir şey olduğunu söyler ve yeterince tekrar edersen o zaman onun öyle olması gerekir; tekrar tekrar söylersen de insanlar bunu hakikat bilirler.”_ Ve her şey böyle başladı; insanlar kendi gerçeklerini unuttular. Kaos ve iç savaş böyle, an be an yaklaştı. Eilish’in kocası (öğretmen sendikası başkanı), anayasal hakları olan yürüyüşü yaparken gözaltına alınıyor. Ve bir daha da haber yok. Ceza hukukunun tüm ilkeleri bir bir çiğneniyor: Kişilerin ailelerine haber verilmiyor. Gözaltı sürelerine riayet edilmiyor. Tutuklama için mahkeme kurulmamış. Suçların şahsiliği ilkesi yok sayılıyor. Avukat hakkı verilmiyor. Aile görüş hakları tanınmıyor. Hatta nerede tutuldukları bile belli değil. Avukatlara aba altından sopa gösteriliyor; itiraz dilekçesi vermeye devam ederlerse tutuklanmaları an meselesi. Eilish çaresizce bağırıyor: _“Devlet dediğin, insanı rahat bırakır, gülyabani gibi evlere dadanıp aile babalarına musallat olmaz.”_ Ama duyan yok. Biraz daha bağırsa kendisini de alacaklar ve çocukları ortada kalacak. “ _Bize böyle bir kötülük yapılmışken neden biz kabahatli gibi gösteriliyoruz ki?_ ” diyor. Ama böyledir: Bir kötülüğe uğradığında, kötülük sanki senmişsin gibi insanlar senden kaçar. Sanki onlara da bir hastalık bulaştıracaksın gibi… Birçoğu yüz çevirir. Eilish de tam olarak bunu yaşıyor. _“ona yüz çeviren ifadesiz ve üzgün suratlardan bir diğeri oldu bile”_ Eilish'in artık hatırlayamayacağı kadar çoklar. Uyuyamıyor, kabuslar görüyor, aklının gidip geldiğini hissediyor ama kendini bırakamaz; bir görevi var: Babaları gelene kadar aileyi bir arada tutmak, dört çocuğunu tüm bu kaostan uzak tutmak. Ve bu hiç kolay olmayacak. Hatta mümkün de olmayacak. Ülkenin her yerinde ayrı yangınlar, ayrı olaylar var. Direniş grupları baş gösteriyor ve 17 yaşındaki büyük oğlu Mark bunlara katılmak istiyor. Eilish’in bunu engelleyecek gücü yok. Eilish’e ülkeyi terk etmesini söylüyorlar. Ama o, kocasını ve şimdi de haber alamadığı oğlunu beklerken çekip gidemez. Üstelik işlerin daha da kötüye gideceğini de tam anlamıyla kavrayamamış durumda. Her şeyin zamanla düzeleceğini, iyiye gideceğini bekler. Ama bu yerde hiçbir şey iyiye gitmez. Zamanla kayıplar bulunacağına, kayıplar artar. Her şey daha da kötüye gider. Ve direnişçi güçlerle ordunun savaşı başlar. Bir iç savaş, bir kaos ortamı… Bu iç savaşta kazanan zaman zaman değişse de başlarının üzerinden geçen uçaklardan açılan ateş hiç eksik olmuyor. Kazanan taraf ise sonuçları hiç değiştirmiyor. Önceleri internet kesintisiyle nasıl baş edeceklerini bilemezlerken, artık suya ulaşamaz hâldedirler. Eilish hâlâ direnmektedir. Oğlunu, kocasını, babasını bırakıp gidemez. Ama 13 yaşındaki oğlunu hastaneye götürmek zorunda kaldığında artık burada yaşanamayacağını anlar. Oğlunun ameliyat olması gerekir. Eilish küçük oğlunu da işte bu hastanede kaybeder; kim aldı oğlunu neden aldı bilemez, izini bulamaz ve en son bir morgda bulacaktır. Geriye bebeği ve kızıyla kalan Eilish için kaçmaktan başka yol yoktur. Ama şimdi de çok geç kalınmış bir yolculuk onu beklemektedir. _“tarih ne zaman çekip gitmeleri gerektiğini bilememiş insanların sessiz bir kaydıdır.”_ Bu söze inanmamaktayken, bu sözün öznesi oluverir. Kitap, bir mülteci botunda denize açıldıklarında şu cümle ile son buluyor: “ _Molly’nin ellerini tutuyor, hiç bırakmayacağını söyler gibi sıkıyor ve denize dönüp diyor ki, denize gitmemiz lazım, deniz hayattır.”_ Ve biz de elimiz kitabın üzerinde “Ben şimdi ne okudum?” hissiyle kalıyoruz. Kitabın karanlık, sarsıcı ve soğuk atmosferi okuru bu dünyanın içine çekmeyi çok iyi başarıyor. Paragraf kullanılmadan yazılmış olması, Eilish’in duygu dünyasını kesintisiz ve yoğun bir şekilde aktarıyor. Onun hayatta kalma ve hayatta tutma iradesini çok gerçekçi buldum. Bir acı ve dram ancak bu kadar romantize edilmeden, ama bu kadar da insanın içine işleyerek anlatılabilirdi. Duygularımı altüst eden bu romanın bende bıraktığı izden memnunum. Dünyanın bir ucundaki bir gerçeğin diğer ucuna dert olabildiğini görmek; insanlığa dair umudumu, az da olsa, yeniden yeşertti. Zira yazarımızın Suriye’deki iç savaştan etkilenerek bu kitabı yazdığını biliyoruz. Aklımızı başımızda tutabildiğimiz, doğru zamanda doğru kararlar verebildiğimiz, bol okumalı zamanlar diliyorum.
Peygamberin ŞarkısıPaul Lynch · Delidolu Kitap · 20241,924 okunma
··
159 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.