·336 syf.····Okunma: 18 Mart 2026 09:01 “Uyanık olduğunda düşünmeye cesaret edersin ama düşündüklerini yapmaya cesaret edemezsin, rüya alemindeyse farklı, hem düşünmeye hem de düşündüklerini yapmaya cesaretin oluyor. Düşmanın mı var gidip intikam alıyorsun. Öldürmek istediğin biri mi var gidip öldürüyorsun.”
Aylardan Haziran. Çin’de dağ eteklerinde bir köyde bir gün güneş hiç doğmuyor. İnsanlar sanki gün doğmuş gibi işlerini yapmaya devam ediyorlar. Çoğu aslında uyanık değil; sadece uyurgezer. O noktadan sonra olup biteni 14 yaşındaki anlatıcımız Li Niannian’ın ağzından dinliyoruz.
Li’nin anne babası cenaze levazımatçısı, dayısı da ölülerin yakıldığı bir krematoryum işletiyor. Kasabayı saran uyurgezerlik sıra dışı olayları da beraberinde getiriyor. Uyurgezerlik nedeniyle insanlar bilinçlerinden kopuyor. Deyim yerindeyse vahşi doğaları ortaya çıkıyor.
Artık düşündüklerini ve hissettiklerini, ahlaki ya da hukuki sınırları umursamadan hayata geçiriyorlar. Mesela bir adam kendisine benzemeyen çocuğunun kendisinden olmadığını düşünerek uyurgezerlik halindeyken çocuğu ve karısını öldürüyor. Bir başkası güzel bulduğu bir kadına tecavüz ediyor. Hatta iş öyle bir noktaya geliyor ki bazıları uyurgezerliği bahane ederek uyanıkken bile suç işlemeye başlıyor. Sonra bir gün Li ve cenaze levazımatçısı babası güneşi geri getirmenin yollarını aramaya başlıyorlar.
Roman bana Jose Saramago’nun Körlük romanını hatırlattı. Tıpkı onun gibi alegorik tarzda, zekice kurgulanmış bir eser. Bilinç dışı düzeyde insanların nasıl vahşileşebileceğini incelikli bir kurgu inşa ederek anlatmış yazar. İşin ironik yanı insanların bir takım ahlak dışı eylemleri uyanıkken de ama gözlerin görmeyeceği şekilde yapıyor olması. Mesela krematoryumcu dayı daha çok para kazanmak için bir lobi oluşturup ölülerin gömülmesini yasaklatıyor.
Hatta yakma sırasında elde edilen insan yağlarını satmak için biriktiriyor.
Anlatıma gelirsek, yazar şiirsel bir dil kullanmış. Hani, okurken insana tatmin duygusu yaşatan cinsten. Eserlerinin konusunun genellikle kırsalda geçmesi, simgesel anlatımı ve arka plana toplumcu gerçekçi bir resim yerleştirmesi bakımından bizim edebiyatımızdaki Yaşar Kemal’e benzetiyorum onu.
Hasılı, çok severek okudum. Acaba güneşi nasıl geri getirecekler diye merakla bekledim son sayfalara kadar. Teşekkürler Yan Lianke. Yine güzel bir yolculuk sundun, teşekkürler.