romanın içinde değilde, adeta zamanın donduğu, tozlu ve görkemli bir şatonun loş salonunda, iki yaşlı adamın arasındaki o gergin sessizliğin tam ortasında buldum. Benim için bu eseri okumak, kırk bir yıl süren bir bekleyişin, birikmiş bir öfkenin ve dumanı tüten bir hesaplaşmanın anatomisini çıkarmak gibiydi. Márai, Macar edebiyatının o aristokratik ve derinlikli üslubuyla, dostluk, ihanet ve sadakat kavramlarını masaya yatırırken, aslında insan ruhunun ne kadar sabırlı ve bir o kadar da acımasız olabileceğini yüzüme bir tokat gibi çarptı.