Selamlar nasılsınız. Bugün sizlere yüreğimi en çok sızlatan töre kitaplarından biri ile geldim. Bu kitabı daha önce eski baskısından okumuştum ama yeni baskısını okuyunca gerçekten sanki ilk kez okuyormuşum gibi hissettim. O duygu, o acı, o öfke Hepsi yeniden içime işledi. Kitap o kadar akıcı ki nasıl başladı, nasıl bitti gerçekten anlamadım. Ama bazı sahneler vardı ki. Okurken hem kızdım hem de içim paramparça oldu.
Hadi gelelim konusuna…
Berçem Dağdelen annesini, babasını ve ağabeylerini bir trafik kazasında kaybeder. Geriye ailesinden sadece Afran dayısı kalır. Ama o da daha çocuk denecek yaşta. Yine de elinden geleni yapar, Berçem’e sahip çıkar. Bir süre sonra ikisi de Hezeroğlu konağında yaşamaya başlar.
Afran okumak için Amerika’ya gönderilir ve doktor olur. Berçem ise konakta büyür. Raber Hezeroğlu ve ailesi Berçem’i hiçbir zaman yabancı gibi görmez. Onu kendi kızları Alaz'dan ayırmazlar. Ciwanda alaz da öz kardeşleri gibi sahiplenirler. Berçem ailesinin yokluğunu o konakta bir nebze olsun unutmayı öğrenir.
Raber Ağa’yı gerçekten çok sevdim. Onun merhameti, sahiplenişi içimi ısıttı.
Yıllar geçer. Berçem güzelliğiyle, zarafetiyle herkesin dikkatini çeken genç bir kız olur. Evin büyük oğlu Ciwan ise çocukluğundan beri Berçem’e sevdalıdır. Ama Ciwan’ın en yakın arkadaşı Miran'da Berçem’i sevmektedir.
Raber Ağa oğlunun kalbini fark eder ve Berçem’i çağırıp ona sorar. Berçem Ciwan’a aşık değildir ama küçüklüğünden beri yanında olan, onu koruyan adama evet der.
Ve düğün günü gelir.
Ama o düğün mutlulukla değil, kanla biter.
Ciwan Hezeroğlu, en yakın arkadaşı Miran tarafından vurulur. Berçem’in beyaz gelinliği bir anda kefene dönüşür.
Ciwan son nefesinde babasına
Berçem’i kardeşim Barzan’a emanet ediyorum der
Ve gözlerini kapatır.
Bir yıl geçer…
Töre hükmünü verir.
Berçem, kocasının kardeşi Barzan ile evlendirilir.
Barzan Hezeroğlu ise töreden ve ağalıktan kaçıp İstanbul’a yerleşmiştir. Burada kimse onu Barzan olarak tanımaz. Herkes onu Erkut olarak bilir. Başarılı, tanınan bir iş adamıdır. Üstelik hayatında sevdiği, evlenmek istediği bir kadın vardır Azra.
Ama abisinin düğünü için geldiği Mardin’de kendini bir anda yengesiyle evli bulur.
Berçem’i de alıp apar topar İstanbul’a götürür.
Ve Berçem için İstanbul artık özgürlüğün değil, cehennemin kapısı olur.
Barzan’ın Berçem’e davranışları gerçekten okurken beni çileden çıkardı. Her gördüğünde aşağılaması, acımasız sözleri. O kadar sinirlendim ki bazen kitabın içine girip Barzan’ı sarsmak istedim.
“Onun ne suçu var?” diye bağırmak istedim.
Hele bir sahne vardı ki.
“Senin öldüğün gün benim düğün günüm olacak.” dediğinde gerçekten dişlerimi sıktım. İçimden “İnşallah sürünürsün.” dedim.
Evet, Barzan’ın da zor bir durumda olduğunu anlıyorum. Sevdiği bir kadın vardı ve hayatına bir anda Berçem girdi. Üstelik o kadın onun yengesiydi.
Ama Berçem bütün bu yaşananları hak etmiyordu.
Düşünün zoraki evli olduğu adam sevdiği kadınla Berçem’in gözleri önünde her şeyi yaşıyor. O sahneleri okurken gerçekten “Bu kadarı da fazla” dedim.
Berçem’e de kızdım bazen.
“Nasıl susarsın? Nasıl kabul edersin?” diye söylenirken buldum kendimi.
Barzan gizlice bir plan yapar. Berçem’den sessizce boşanıp Azra ile evlenmek. Bu yüzden tuttuğu eve Berçem’i getirir.
O sahneyi hala unutamıyorum.
Soğuk bir ev,
aç bir kız.
Saatlerce tek başına bekleyen Berçem.
Barzan onu bulduğunda Berçem neredeyse ölmek üzeredir.
İşte o noktada içim gerçekten parçalandı.
Ama çok şükür ki o evde Newroz Hanım vardı. Berçem’in gözünü açtı. Ona kendini ezdirmemeyi öğretti. Ve bizim Berçem artık susan kız olmadı. Çat çat konuşmaya başladı.
Barzan ise iki kadın arasında kalır. Ne Azra’dan vazgeçebilir ne de Berçem’i bırakabilir.
Bir gün eve gelen bir misafir Berçem’in güzelliğinden bahsedince Barzan’ın içindeki kıskançlık ortaya çıkar. İşte o gün kalbi ne kadar da inkar etse de Berçem’e doğru kaymaya başlar.
Ama Berçem artık böyle bir hayat istemez.
Bir gün iyi, bir gün kötü davranan bir adamla aynı evde yaşamak istemez.
Ve boşanma davasını açar.
İşte o an gerçekten “Helal sana Berçem” dedim.
Tam her şey biraz yoluna girecek derken Afran dayısı Türkiye’ye gelir. Ona mutlu bir çift rolü oynarlar. Hatta Barzan bir şans daha ister.
Tam güzel bir akşam geçirirlerken kapı çalar
Azra gelir.
O gece her şey ortaya dökülür. Azra ağzına geleni söyler ve çekip gider. Barzan da onun peşinden gider.
Ama bilmedikleri bir şey vardır.
O konuşmaların hepsine şahit olan iki kişi vardır.
Raber Ağa ve Afran.
Gerçekleri öğrendikleri anda Berçem’i alıp Mardin’e götürürler ve boşanacaklarını söylerler.
Peki şimdi ne olacak?
Barzan ve Berçem gerçekten boşanacak mı?
Barzan ailesine ve Berçem’e kendini affettirebilecek mi?
Ve onları daha neler bekliyor?
Bunların cevabı kitapta.
Ama şunu söylemeden bitiremeyeceğim.
Bu kitap beni hem çok kızdırdı hem de çok ağlattı.
Bazı sahnelerde kalbim gerçekten sıkıştı.
Berçem’in yaşadıkları.
Bir kadının sessiz çığlığı gibiydi.
Eğer töre temalı, duygusu yoğun, sizi sinirlendirip ağlatacak bir hikâye okumak istiyorsanız bu kitabı kesinlikle öneririm.