Selamlar arkadaşlar nasılsınız?
Size #emanetgelin serisinin ikinci kitabı ile geldim.
Bu kitapta en sevdiğim şey, her karakterin hikayesine ayrı ayrı dokunulması oldu. Hepsini daha yakından tanımak, hislerini okumak gerçekten çok güzeldi. Ama içlerinde beni en çok ters köşe yapan kesinlikle Miran Ağa oldu. Sert, katı, duygusuz görünen bir adamın içinde böyle bir yürek saklı olması. Okurken sürekli “Bir insan bunu nasıl yapar?” diye sorguladım. Ve cevabı sayfalar ilerledikçe öğrenmek. İşte orası tam anlamıyla vurucuydu.
İlk kitaptan hatırlarsınız Berçem düğün günü kocasını kaybetmiş ve töre gereği kocasının kardeşi Barzan’la evlendirilmişti. Hala berçeme yaptıklarını düşündükçe sinirlerim bozuluyor. Hele Barzan, gerçekten sabır testiydi. Ama inkar edemem Berçem’e karşı olan duyguları, o içten içe kabullenişi ve aralarındaki çekim. Okurken insanı içine çekiyor. Tam “artık bir şeyler yoluna giriyor” derken Miran ile barzan'ın yüz yüze gelmesi ve ortalığın bir anda karışması.
İşte hikaye tam burada bambaşka bir noktaya evriliyor.
Ağaların aldığı karar ise her şeyi daha da karmaşık hale getiriyor. Kan davasını bitirmek için yapılan evlilikler.
Özellikle Helin Geşa. Seni gerçekten çok sevdim. Dik duruşun, kimseye boyun eğmeyişin, lafını esirgemeyişin. Okurken “helal olsun” dediğim o kadar çok sahnen vardı ki. Sevdiği adamla değil, kaderin zorladığı bir evliliğe adım atması ise içimi en çok acıtan şeylerden biriydi.
Miran’la olan evliliği. Daha ilk günden yaşadığı zorluklar, kaynana baskısı, yalnızlığı. Ama buna rağmen geri adım atmayan bir Helin vardı karşımızda.
Ve Miran… Ne kadar hatalar yapsa da, Helin’i ezdirmemesi, bazı noktalarda onun arkasında durması.
Özellikle mem ve helin sahneleri tebessüm ederek okudum.
O mesaj sahnesi yok mu. İşte orada Miran’ı gerçekten boğmak istedim. “Konuşsana, anlatsana” diye diye okudum resmen. Ama Helin’in olayın peşini bırakmaması, gidip o kadına gereken dersi vermesi efsaneydi. Ben gibi güçlü kadın karakter okumayı seviyorsanız Helin tam sizlik.
Diğer tarafta Barzan, Alaz ve Afran üçlüsü Alaz ile Afran’ın hikâyesi o kadar naifti ki. Sessizce sevmenin, içinde büyütmenin ne demek olduğunu çok güzel hissettirdi. Ve sonunda onların da kavuşması içimi yumuşatan detaylardan biri oldu.
Kitabın sonlarına doğru ortaya çıkan sırlar ise. Gerçekten hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını bir kez daha gösterdi. Taşlar tek tek yerine otururken “demek bu yüzdenmiş” dediğim çok yer oldu.
Kısacası entrikalı, duygusu yoğun, yer yer sinirden çıldıracağınız ama elinizden bırakamayacağınız bir kitaptı.Töre temalı, dizi tadında ilerleyen hikayeleri seviyorsanız kesinlikle şans vermelisiniz derim.