Alicia’nın sessizliği başta klasik bir travma hikâyesi gibi duruyor. Ama sayfalar ilerledikçe o suskunluk başka bir şeye dönüşüyor. Sanki konuşursa dağılacak bir şey var ve o yüzden susuyor. Bu bana düşündüğümden daha gerçek geldi.
Theo’ya gelince…
Onunla birlikte ilerliyorsun, ona inanıyorsun. Hatta bir noktada tamamen onun gözünden bakmaya başlıyorsun. Ama içten içe küçük bir huzursuzluk hep var. Ve o huzursuzluğun boşuna olmadığını finalde anlıyorsun.
Dili sade, akıyor. Ama bazı yerlerde fazla “temiz” geldi bana, sanki her şey biraz fazla planlı. Yine de o ters köşe bütün o mesafeyi kırıyor.
Alex Michaelides şunu iyi yapmış:
Seni hikâyeye değil, kendi algına düşürmüş.Ben sevdim .
Keyifli okumalar.