Dilin afetleri… İnsan ilk duyduğunda belki biraz abartılı bir ifade gibi geliyor. Ama biraz durup düşündüğümde, aslında hayatımızdaki pek çok kırılmanın, yanlış anlaşılmanın ve hatta pişmanlığın temelinde dilin yanlış kullanımı olduğunu fark ettim. Bu konuyu okudukça, kendi hayatımda söylediğim bazı sözler gözümün önüne geldi ve şunu açıkça gördüm: Dil, hem en büyük nimet hem de en tehlikeli araç.
Konuşmak, insanı insan yapan en önemli özelliklerden biri. Ama işte tam da bu yüzden, kontrol edilmediğinde en çok zarar veren şey de yine bu oluyor. Mesela “gıybet” dediğimiz şey… Çoğu zaman farkında bile olmadan yapıyoruz. Birinin arkasından konuşurken “ama doğru söylüyorum” diyerek kendimizi rahatlatıyoruz. Oysa mesele doğru olup olmaması değil; o kişinin yokluğunda onun hakkında konuşmak. Bunu fark ettiğimde, aslında ne kadar kolay bir şekilde başkalarının itibarını zedeleyebildiğimizi anladım.
Bir diğer afet “yalan”. Küçük bir yalanla başlıyor çoğu zaman. “Şimdi uğraşmayayım” diye söylenen masum bir bahane… Ama sonra o yalanı korumak için başka yalanlar geliyor. Bu zinciri düşündüğümde, dilin nasıl insanı yavaş yavaş içinden çıkılmaz bir duruma sürüklediğini görmek zor değil. En acısı da şu: İnsan bir süre sonra kendi söylediğine bile inanmaya başlıyor.
“Kırıcı söz” meselesi ise bence en derin olanlardan biri. Çünkü bir söz söylüyorsun ve belki senin için o anlık bir öfke ifadesi… Ama karşı taraf için yıllarca unutulmayan bir yara olabiliyor. Ben kendi hayatımda da bunu gördüm. Söylenip geçilen bir cümlenin, bir insanın içinde nasıl iz bıraktığını fark ettiğimde konuşmadan önce düşünmenin ne kadar önemli olduğunu anladım.
Bir de “boş ve gereksiz konuşma” var. İlk bakışta zararsız gibi duruyor. Ama aslında insanı yavaş yavaş derinlikten uzaklaştırıyor. Sürekli konuşmak, her konuya dahil olmak, her fikir hakkında yorum yapmak… Bunlar bir süre sonra hem zihni yoruyor hem de sözün değerini düşürüyor. Az ama öz konuşmanın neden bu kadar kıymetli olduğu burada ortaya çıkıyor.
Bu konuyu okuduktan sonra kendime birkaç küçük ama etkili kural koydum:
• Her söylediğim söz için şu soruyu sormaya çalışıyorum: Bu doğru mu, gerekli mi, nazik mi?
• Birinin olmadığı ortamda onun hakkında konuşmamaya özellikle dikkat ediyorum.
• Öfkeliyken konuşmamayı öğrenmeye çalışıyorum. Çünkü o an çıkan sözler genelde en çok pişman olunanlar oluyor.
• Gereksiz konuşma isteği geldiğinde susmayı deniyorum. İlk başta zor ama zamanla insanın kendine saygısını artırıyor.
Şunu çok net söyleyebilirim: Dilini kontrol etmeye başlayan insan, aslında hayatını kontrol etmeye başlıyor. Çünkü ilişkiler, güven, saygınlık… hepsi büyük ölçüde sözlerimizle şekilleniyor.
Son olarak kendime sürekli hatırlattığım bir cümle var:
“Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir; çıktıktan sonra sen onun esiri olursun.”
Bu farkındalıkla yaşamak kolay değil ama kesinlikle çok değerli. Çünkü bazen bir kelime, bir hayatı iyileştirebilir… ya da tam tersine, geri dönülmez şekilde kırabilir.